Ne yapsam, ne desem sanık gölgemdi; yitsem, dağılsam, ölüp savrulsam tanık gölgemdi… Dayan, beynim yüreğim dayan! Tüken, ama tükeninceye kadar dayan!
Binlerce karınca tünemiş tenime, etime, iliklerime… Ama yer yerde, ten bedende, ben neredeyim? Bu kaçıncı gün? Zaman nerelerde şimdi? Saat kaç? Hayır! Saati sormuyorum; ben çağımı unutmuşum. Çırılçıplak unutmuşum…
Sonra gün battı, yarasalar sokuldu geceye… Sustum… Bir siyahlığa ittiler gözlerimi; ölümü arsız gözleriyle gördüm!
Gölgemi alıp ardıma durdum ter, yürüdüm toz ve duman. Baktım ki parmaklığın perdesi ışık; çoğaldı… çoğaldı kurşun seslerinde kanat çırpınışları, duydum! O saat sıcak bir namlu gibi suçluydu hüzün…
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dün geceyi çürüttüm ve boğdum boynumdaki o ilmeği de.
Artık kederlerden damıttığım sevgi örselenirse,
unuturum konuşmayı zor tetiklerde…
Ne çok ünlemiz saçlarına gün ışığı emziren bu kentlerde!
Zorla alınmış bir çingene tefiyle ne söylenir ki?
Ne söylenir ülkesiz kalıyorsa yaban gülleri?
Yine de o ıslak hüzünlerde özne değilim.
Hem kan kaybeden kanamalı bir ben miyim ki.
Önce yanıtsız sorular çarpıyor şakaklarıma
Sonra dağlar çağırıyor beni uslanmaz anılarla.
Islak fişekleri kurutan bu şarkılar
Aylak ve gezgin büyüyor içimin tufanında..
O kötü günler dağıldığım, kanadığım yerlere küllerimi saçıp savuruken ve sürerken, benim kendimi ve şarkılarımı ertelediğim yerde hayat devam ediyordu oysa.