İlk öyküsü ‘Muhtelif Evhamlar Kitabı’nı çok beğenip başka kitabı olmadığını gördükten sonra üzülüp, yakın takibe almıştım sevgili yazarımızı. Bizi epey beklettikten sonra beklediğimiz her güne değecek bir ilk romanla kasımda karşımıza çıktı.
Biz zihnimizin sabırsız bir köşesinde bekletirken adını, o beklediğimiz aynı günlerde yazmamış; fotoğraflarla, gazete küpürleriyle, muazzam notlarla ilmek örmüş romanını.
Her satırdaki emek kokusu, kitap kokusunu dahi bastırdı burnumda.
Postmodern çerçevesi üstkurmaca yapısıyla; geçmişte yaşanmış olayların, tanıdığımız isimlerin ve gelecekte henüz yaşanmamış olayların tam ortasıda bırakmış okurunu.
Bu ortada olma hali, tarihteki acıları bizzat yaşamamış; gelecekteki dertleri belki hiç görmeyecek olmanın hissi dışardan bir gözmüş, ortanca çocukmuş gibi rahat şekilde romanı takip etmemizi sağlıyor. Tek romanda iki ayrı düğümün çözümünü, hangi noktada kesişeceklerini merakla bekliyorsunuz ve tam ortada, olduğumuz noktada kesişiyor:
“Neyin mücadelesini verdiğini anlamaya çalışmanın mücadelesi..”
Bu da ortacanca olmanın sancısı sanırım. Kitabı hissetmek de okumak da çok keyifliydi şimdi gözüm diğer eserlerinde olacak.