Fena olan şey, bütün bunlar olup biterken, Fatih Camii’nde birdenbire kaybettiği merhum babasını bir cuma kalabalığı arasında ararken, yahut Şerife Hanım’ın geçen gün kendisine İstanbul’dan aldığı o pantuflaların içinden bitmez tükenmez bir yığın kedi yavrusunu teker teker, tıpkı bir hokkabazın cebinden veya şapkasından bir yığın eşyayı çıkarması gibi, çekip çıkarırken hep o hissi, bundan böyle istediği gibi yaşayamayacağı, hayatının ahenginin bozulmuş olduğu hissini kendisinde hazır bulması, nefsine karşı büyük bir hata ve ihmalde bulunanların duydukları o keskin azabı- Behçet Beyefendi bu duygudan bütün ömrünce kurtulamamıştır- duymasıydı.