Kitabın ortalarına kadar Irene’nin kaçtığı kadının bir halüsinasyon olduğunu aslında kendi vicdanının sesini bastıramadığı için zihninin ona oyun oynadığını düşünmüştüm. Daha sonrasında kocasının sürekli bağışlayıcı biri olduğunu vurgulaması, ona suçlayıcı bir biçimde değil de şefkatle yaklaşması fikrimi değiştirdi. Kitap boyunca belirli noktalarda kendimi buldum; aidiyetini kaybettiğinde, yabancılaştığında, geçmişindeki kişiyle şu anki benliğinin aynı olmadığını fark ettiğinde..