"Sana bakınca günden güne eriyip giden, buna rağmen kendini etrafına kapatan, adım atmayı reddeden, neredeyse tükenişinden memnun, her şeyden kaçan ve üstelik yanlışında ısrar eden bir adam görüyorum Orhan. Bu beni çok üzüyor ve işin kötüsü..."
Avuç içimdeki ömür çizgimden, talih çizgimden, ilişki çizgimden, uzun kısa, ince uzun bütün çizgilerden ipil ipil kan sızıyordu. Avuçlarım, bir Hıdırellez gecesinde kapı eşiğinde parçalanmış, kızıl bir nar oldu.
Süslü itiraflar eşliğinde sahte bir merhamet arayışım yok, saplantılı bir ruh hali içinde de değilim. Bitmeyen yakınmaların, onları dinlemeye mecbur kalanları nasıl usandırdığının farkındayım;uzun uzadıya iç dökmelerle kimsenin sabrını zorlamak istemem ama ruhuma azap veren hatıraların tasallutundan ve uykularımın içinde, ıssız, kurumuş bir kuyunun dibinde pusuya yatarak fırsat kollayan karabasanlardan kurtulmak öyle kolay değil. Gözlerinin önünde mahvolan hayatlarını boş bakışlarla izlemekle yetinmek zorunda kalanlar beni gayet iyi anlayacaklar. Hatıraların tümü acı verir; bazıları yaşandığı için, bazıları bir daha asla yaşanmayacağı için. Zaman içinde acı duyarak da olsa ölüleri bağışlamayı, karanlığın çöktüğü sancılı vakitlerimi geçmişin hayaletleriyle paylaşmayı öğrendim; sıra kendime gelince duraksıyorum, kabaran öfkemi durdurmaya gücüm yetmiyor.
Kim bilir, belki de cehennem insanın kendini bağışlayamamasıdır.