Zamanının büyük bölümünü tek başına geçiren insanların toplumun terazisinde defolu bir maldan farkı yoktur. Toplumda yerleşmiş kanılar, tek başına olmayı istemenin bir tercih meselesi olabileceğini asla kabul etmez. Zira, tek başma kalmaya mecbur olanlar sadece 'hayatta kaybedenler'dir.
Birey kendini anlamsız, sıradan ve boş hissetmeye çok uzun bir süre dayanamaz. Eğer herhangi bir aktiviteye doğru kaymaya başlamamışsa, kısa zamanda ruhsal devinimi korkunç boyutta yavaşlar; var olan potansiyel yerini boş vermişlik ve umutsuzluğa bırakır. Durum böyle olunca da yıkmaya ve yok etmeye dayalı davranışlar kaçınılmaz sonu oluşturur.
Bir Zen ustasının cenaze töreninde tabutun ardından binlerce mürit yaşlı gözlerle yürüyormuş. Bir başka Zen ustası, bu manzaraya bakarak şöyle demiş: "Bir canlı ölünün ardından ne kadar da çok yaşayan ölü gidiyor.
Modern insan duygularını göstermemeyi güçlü olmak sanıyor. Yaşamın her alanında kukla gibi yönetiliyor. Ölü gibi yaşıyor. Ama yönettiğini ve yaşadığını sanıyor.