Âlimlerden biri, kendi kardeşine yazmış olduğu mektubunda, şöyle diyordu: “bundan sonra bilmiş ol ki, çok günahkar olmamıza rağmen Allah Taala’nın bize vermiş olduğu nimetleri sayamayız. Bizi sevindiren güzel nimetlerine mi, yoksa çirkinliklerimizi örtme nimetine mi bunlardan hangisine şükre edeceğimizi bilemiyoruz.“
Bir kez daha tekrar ediyor ve diyoruz ki: inanç delilleri arasında, Hazreti Muhammed’in sallallahu vesellem nübüvvetinin delili kadar, görkemli ve aşikar bir delil var mıdır?
Şu dünya hayatında insanı tehdit eden veya başına gelen farklı musibetler ve zorlu sınavların tümü, insana kulluğunu hatırlatan, insanın beklenti ve düşüncelerini Allah’ın (cc) azametine ve şaşırtan gücüne yönelten neden ve etkenlerden başka bir şey değildir. Bu musibetler ve zorlu sınavların tümü, Allah’a koşarak onun önünde zayıflığını ve kulluğunu sergilemesi, her türlü bela ve fitnelerden O’na sığınılması içindir. İnsan, kendi hayatında bu gerçekle uyandığında ve yaşantısını da bu gerçekle renklendirdiğinde, Allah’ın bütün kulları için, kıyısında durup dikkat etmelerini emrettiği sınıra varmış olur.