Acıyı çekerken çekiyorsun, anlatırken gözyaşların senden önce konuşuyor. Yıllar içinde alışıyorsun, her geçen gün daha çok alışıyorsun. Bir zaman sonra başkasının hikâyesi gibi anlatmaya başlıyorsun, sanki sen yaşamamışsın, sanki sen çekmemişsin gibi.
Sevdiğin ölünce kalbinde kırk mum yanar, her gün biri söner. Kırkıncı gün hepsi söner, biri bekler. O tek mum ebediyen yanar, acını o tek mum tutar...
İçimde tek bir mum kalacaktı hani; peki ne, bu yürekteki bin dönümlük orman yangını?
Sarıldılar, sarıldılar ve "Her şeyin ilaci zaman, tek ihtiyacın zaman" dediler.Durup durup kolumdaki saate baktım, senin aldığın saate.Yolculukta ana babasını bunaltan çocuklar gibi sordum, "Daha gelmedik mi?" diye.Yüzüme boş boş baktılar.Yani dedim, daha yalın sorayım: "Bu zamanla geçer dediğiniz zaman, takribi ne zaman ey insanlar?" Başlarını eğip önlerine baktılar.Bende aynısını yaptım.Gelen gidenin ayaklarını ezber tuttu aklım.
Hızlı adımlarla çıkıp gittin ve kapı üzerime dan diye örtüldü.Apartman girişinde yazan "Çıkarken Işıkları Söndürün" uyarısını bu kadar ciddiye aldığını bilmiyordum.Hayatımdan çıkarken bütün ışıklarımı söndürdün, üstüme xxl bir kadife karanlık örttün.