Evet dünya güzeldi ama acıtan bir güzellikti bu. Güneş ve ay, onlar olsa da olmasa da aynı şekilde doğup batacaktı. Ha mutsuz, ha mesut olmuşlar, kimin umrundaydı? Her biri bir karınca kadardı.
Esasında bu dünya seyirlik bir yerdi; yoksulu zenginiyle herkes, şu veya bu şekilde, bir resmi geçitteydi. Her biri hayatta kendi numaralarını icra ediyor; sahnede kimi daha kısa, kimi daha uzun kalıyor ama nihayetinde her insan, benzer bir tatminsizlik ve tamamlanmamışlık duygusuyla arka kapıdan usulca çıkıp gidiyordu.
Ne tuhaf. Bizi kollayan insanlar vardır etrafımızda. Hiç fark etmesek de onlar oradadır daima. Karşılık ya da minnet beklemeden, sadakatle, sevgiyle, sessizce... Nice sonra anlarız kıymetlerini. Hep geç kalırız teşekkür etmekte.
Belki de bu alem hummalı bir inşaat sahasıydı... Kainat da tek tek herkesin hikayesini inşa ediyordu. Tanrı da bir nevi mimardı... Kat kat semadan oluşmuş görünmez bir kubbe asılıydı yukarıda. Hristiyan, Yahudi, Müslüman, Zerdüşti ve daha bilmediği kaç itikat ve hal... Kubbenin altında herkese yer vardı. Göğün 7 katmanı, yerin 7 katmanının üstünde sütunsuz, direksiz yükseliyordu. Bakmasını bilene bu evren mükemmel bir yapıydı.