"Benim korkum, benim derdim bu işte. Ben her zaman derim ki yılanın başı daha küçükken ezilmeli."
"Bu yılan İnce Memed değil, o bir hiç, bir zavallı, başı belaya girmiş bir adamcık."
"Ne vardı yani, elin eşkıyasına İnce Memed diye ağıt yakmanın ne gereği vardı yani? Koskoca kasabada köyümüzün gül adını boka çıkardınız, ben ne yapayım şimdi ben... Aaaah şu avratlar aaah... Elin eşkıyası size ne? Ne der de ağıt yakarsınız Bre fallikler? Yakarsınız da...
"Bak oraya," diye de dağları gösterdi. "Her şey oralarda. Her şey çiçekte, her şey otta. Bütün tılsım şu şırlayarak gelen ışıkta. Kusura kalma bacım, böylesi kerametler benim elimden gelmez. Keramet şu durmadan doğuran toprakta."