Çoğumuz şimdiki bilincmizle geçmişe dönüp baktığımızda şimdiki aklım olsa çok daha başka şekilde davranırım diyoruz değil mi? Yani bir zamanlar irademiz başkasına emanetmiş gibi… peki şimdi durum nasıl? Hayatımızın kontrolü zihnimizin ellerinde mi, irademizin mi?
Kendimizi aşmak için gösterdiğimiz çaba bambaşka bir süreç… Kendimizi tüketerek hayatta kalma çabası içine düşmek ve bu hayatta kalma gayesinin bir yaşam mücadelesine dönüşmesi ise bambaşka bir şey… ikisi arasındaki ayrımı doğru yapmak ve iyi anlamak çok önemli… birinde gelişirken, büyürken, gerçek potansiyelini açığa çıkarırken, diğerinde tükeniyorsun, yok oluyorsun, küçülüyorsun.
Seçimlerimiz, yaşamımımızın neye dönüşeceğini belirler. Kimlerle vakit geçirdiğimiz, neler dinlediğimiz, neler okuduğumuz, neler konuştuğumuz ve hangi eylemlerde bulunduğumuz da… bunların hepsi birer seçimdir. Ve her anda yeniden gerçekleştirdiğimiz bu seçimler yaşamımızı yeniden ve yeniden şekillendirir.
Kendini maruz bıraktığın her davranış modeli, yaşamın seninle nasıl bir ilişki kuracağını belirler. Anlayış göstermek karşımızdakinin bize zarar verici eylemlerini sürdürmesine alan açmak değildir. İlişkilerimizde iletişimlerimizde insanların bize olan davranışlarına açtığımız alan yaşamın bizi çalıştıracağı alandır da. Yani toprağımıza nelerin ekilmesine izin verirsek yaşam da aynı şekilde yeşerir.
Çoğu insana bundan sonra kendine değer ver dediğinde tamam deyip ilk iş olarak başkalarını ezmeye başlar mesela. Ancak başkasını kendinden daha kötü durumda bulduğunda ya da başkasını aşağıladığında kendini daha değerli hissedeceğine inanıyordur çünkü… Oysa başkasının değersizleştirmek de kendine hiç değer veremiyor olmasıyla ilgili senin değerli olman başkasıyla ilgili değil değerin bir kıyaslama sonucu ortaya çıkmayacaktır. Sen değerini fark ettiğinde ortaya çıkacaktır.