İnsan cehaleti bazen sadece yararlı değil aynı zamanda güzeldir de, oysa sözde bilgisi çoğunlukla yararsızdan da öte çirkindir. Hangisiyle uğraşmak daha iyidir, bir konu hakkında hiç bilgi sahibi olmayan biriyle mi, hiçbir şey bilmediğini bilen biriyle mi- ki bu son derece ender rastladığımız bir durumdur- yoksa konu hakkında gerçekten bir şeyler bilen ama her şeyi bildiğini sanan biriyle mi?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Zaten Bilgi diye övündüğümüz, aslında bizi gerçek bilgisizliğin avantajlarından yoksun bırakan "bir şeyler biliyorum" kibri değil de nedir? Bilgi çoğu kez cehaletin olumlanmasıdır; cehaletse bilginin olumsuzlanması anlamına gelir.
Fransız Niepce aktinizmi keșfederek, güneş ışınlarının kimyasal etki yaratan bir güce sahip olduğunu ve granit kayalar,
taş yapılar ve metal heykellerin "hepsinin benzer sekilde gün ışğının zararlı etkilerine maruz kaldıklarını ve Doğa
koşulları bu kadar mükemmel olmasaydı evrenin bu en mahir etkinliğinin ufak bir dokunuşuyla yok olacaklarını ileri sürdü. Gözlemlediği başka bir şey daha vardı ki o da "gün ışığında bu değişime uğrayan cisimlerin, bu uyarımın etkisinde olmadkları gece saatlerinde, kendi özgün
koşullarına dönme gücüne sahip olduklarıydı. Sonuç olarak "nasıl ki gece ve uyku, canlılar alemi için bir ihtiyaçsa
karanlık saatler de cansızlar alemi için öyledir." Ay bile her gece parıldamaz; yerini karanlığa brakır.
Çocukluğumuzu yaşamamız gerekirken bir bakmışız ki küçük adamlara dönüşüvermişiz. Bana çayırlardan gübre getirip toprağa hayat veren bir kültürden haber verin; sadece sera gübresine, gelişmiş aletlere ya da yöntemlere bel bağlamış bir kültürü istemem, kalsın!