Siz Belediye Başkanı iken, Refah Partisi'nin kapatılması için Yargıtay Başsavcılığı Anayasa Mahkemesinde dava açmışti. Siz bu nedenle öfkeli konuşmalar yapıyordunuz. Istanbul'u
bırakıp Siirt'e gittiniz, 6 Aralık 1997'de Siirt'te halka hitaben uzun bir konuşma yaptınız. Uzun konuşma içinde Ziya Gökalp'in olduğu ileri sürülen bir dörtlüğe de yer verdiniz. Konuşmanızdan dolayı hakkınızda Türk Ceza Yasası'nın 312/2 maddesi gereğince, "halkı din ve ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçundan dava açıldı.
Burada, sürüp gelen bir yanlışlığı düzeltmek istiyorum. Siz dört satırlık küçücük şiir yüzünden değil, uzun konuşmanız yüzünden mahkûm oldunuz. Şiir o konuşmanın içinde, konuşmanın anlayışını devam ettiren bir küçük parçacıktı. Ama arkadaşlarınız kamuoyuna, dört satırlık bir şiir yüzünden mahkûm olduğunuzu yaymak becerisini gösterdiler, birçok insan
da buna inandı, adalet adına haklı olarak üzüldü. Siz bile "şiir yüzünden mahkum olduğunuzu" söylemeyi sürdürüyorsunuz. Oysa konuşmanızın tamamı nedeniyle mahkûm olmuştunuz.
Şiir olmasa da mahkûm olacaktınız. Sadece o şiir yüzünden de mahkûm olunmaz. Şiir yüzünden mahkûm olma propagandasına son vermenin zamanı gelmedi mi?
Karar üzerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinize son verildi. Cezanız 10 ay hapis idi. İnfaz yasası gereğince dört ay hapis yattınız.
Ama ne koğuşta kaldınız, ne de bir hücrede. Bir arkadaşınız size tahsis edilen odayı boyattı, süsledi, yeniledi. Buzdobınız, televizyonumuz oldu. Ve sizi ziyarete gelenlerle güzel güzel sohbet ettiniz, okumaya da vakit buldunuz.