Ölümün gün geçtikçe yaklaştığını hissedersiniz; ölüm, yürüdüğünüz yolun gerilerine kara gölgeler salar, her şey artık daha az parlak ve daha az renkli gelir gözünüze, duygular yüreğinize eskisi kadar nüfuz edemez ve tehlikeli güçlerini fazlasıyla yitirirler.
Ailem bana hasta muamelesi yapıyordu fakat onların ilgisi beni incitiyordu, bana gösterdikleri saygıdan utanç duyuyordum; aptalca ve çılgınca bir tutku uğruna hepsini unutarak, onlara nasıl ihanet ettiğimi yüksek sesle haykırmamak için kendimi zor tutuyordum.
'Beni rahat bırakın!'
'Defolup gidin! Bana uğursuzluk getiriyorsunuz. Ne zaman burada olsanız kaybediyorum. Dün de böyle oldu, işte şimdi de aynısını yapıyorsunuz. Çekip gidin buradan!'
Peki, sonra dönüp bana baktı mı sanıyorsunuz? Elbette ki hayır, çoktan unutmuştu beni; o an onun yaşamından çıkmıştım, onu kaybetmiştim, hem de ebediyen...
Bir yandan yardım etmek isterken öte yandan içimden bir ses, küçüklükten beri alıştığım gibi sokakta yabancı bir adamla konuşmamam gerektiğini söylüyordu.