Toplamda 7 yıl sürmüştü Süleymaniye camii inşaası.
Kanuni sultan Süleyman’a caminin tamam olduğu haberi ulaşınca, hayretler içinde kalan padişah bizzat kendi gözleriyle görmek üzere Süleymaniye camii‘ne gitti.
Üç gün sonra da halka açık büyük bir tören düzenlendi. Tören günü kapıda padişahı bekleyen büyük usta elinde tuttuğu altın anahtarı uzatınca padişah sordu:
“Bu caminin kapısını açmaya en layık olan kimdir?“
Mimarbaşı büyük bir heyecan içindeydi. Padişahın arkasına dönerek yüksek sesle sordugu soruya devlet Erkânından biri cevap verdi:
“Padişahım Mimar Sinan Ağa kulunuz bir pir-i azizdir. Camiyi açmaya herkesten fazla o layıktır“
O gün tam 67 yaşındaydı ama bir delikanlı gibi kızardığı söylenir büyük üstat’ın. Elleri titriyordur. Sonra padişah yeniden ona döner:
“Evet. Bu bina eylediğin Allah evini, dualar ile senin açman en doğrusudur.“
Okunmaya başlayan Kuran-ı Kerim eşliğinde hali hazırda elinde bekleyen altın anahtarla caminin kapısını açar büyük usta.
Şehir çeşitli dedikodularla çalkalanmaya başlamıştı. Caminin azametli yapısını gören halk, mimar Sinan’ın nihayet delirdiğine kanaat getirerek Edirne’ye kadar ulaşan söylentiler yaymaya başlamıştı.
-“Bu kadar büyük kubbenin ayakta durması imkansızdır.”
-“Bu kubbe her an çökebilir.”
-“Birisi derhal Padişahımıza haber vermeli. Mimarbaşı büyük kubbe tutkusu yüzünden delirmiştir..”
Söylentileri çıkaran ve yayan insanlara bir şeyler anlatmanın boş olduğunu bilerek çalışmaya devam etse de artık her hareketi ve her söylediği halk tarafından izlenir olmuştu büyük ustanın.
Yapının dışına çıkıp eserini seyrederken hayal kurduğu anlarda bile maruz kaldığı delici bakışlar ve yüksek sesle yapılan eleştirilerden kurtuluşu yoktu.
Tevazu, yaptıklarımızın gölgesinin varlığımızı örtmemesi , yaptıklarımızın putlaşmaması, yaptıklarımızın kölesi olmamaktır.
Tevazu, sana emanet olan varlığı işlemek ve hayata bir zenginlik olarak sunmaktır.
Kendi davranış ve eserleri ile mekanı ve insanı beslemektir.
Tevazu esneklik, tevazu sürekli öğrenmedir. Çünkü kendini üstün gören değil, yetersiz gören sürekli bir öğrenme ve keşfetme yolculuğundadır.
Teslimiyeti tembellikle, boyun eğmeyi acziyetle karıştırmaz. Ona bunca yeteneği bahşeden Allah’a şükür ederken, asıl lütfa ulaşamamış olmasına da isyan eder.