Maddenin zehri vücuda ne kadar çok zerk olursa, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmak da o derece zorlaşacaktır.
En yararsız görünen böceği bile öldürmeye kıyamıyacak kadar yüksek bir vicdan, hayallerine kulak verecek kadar erdemli bir yalnızlık ve her şeyin geçici olduğunu görebilecek kadar gelişmiş bir zihindir bütün ihtiyacımız.
Zanaatın da ustalaşmak isteyen, yaptıklarını geride bırakmayı da bilmeli.
Eserinden ziyadesiyle memnun olursan öğrenmeyi kesersin. Ben artık oldum dersin. Oracıkta kalır, yerinde sayarsın.
Yaşanan anın içinde karşımıza çıkan bir felaket sadece günler sonra şükür etmemiz için bir sebebe dönüşebiliyordu.
Ayağımıza takılan engeller başarıya çıkan merdivenlere, kelepçelerimiz kontrollü bir güce evrilebiliyordu - ki zaten her şeyin geçici olduğu bu dünyada kalıcı Üzüntülerin de anlamı yoktu.
“Öyle ya bu devirde Sinan gibi bir mimar, Süleymaniye gibi eser nerede?
Mimar buldum desen Sinan bulamazsın, Sinan bulsan Süleyman bulamazsın;
hepsini bir yerde görmeyi dilersen, ille de Süleymaniye’ye çıkarsın.
“Selman Kayabaşı”