Çünkü aşkla ölüm arasındaki en büyük benzerlik, her zaman sözü edilen muğlak benzerlikler değil, her ikisinin de bizi gerçekliğini kavrayamamaktan, elimizden kaçırmaktan korktuğumuz kişiliğin sırrını daha derinlemesine sorgulamaya itmeleridir.
…onun bir bakışının aydınlanışını, bir tebessümünün biçimlenişini, sesindeki bir tonlamanın çınlayışını bir gösteriymiş gibi hayranlıkla seyretmenin veya şaşılacak bir olaymış gibi sorgulamanın hazzına olan düşkünlüğü başka şeylere ağır basıyordu.
İnsanlarla genelde o kadar ilgilenmeyiz ki, bize bunca acı ve mutluluk verebilme gücünü bir kişiye yüklediğimizde, o kişi başka bir dünyaya aitmiş gibi görünür gözümüze, bu şiirsellikle sarmalanır ve hayatımızı, kendisinin az çok yakınında bulunacağı, heyecan dolu bir akış haline getirir.