Aslında ataerkil düzende yasaklanan cinsellik değil, kadınun kocası dışında yaşayacağı bir cinsellik deneyimiydi. Tarih boyunca zina davalarında hep kadın daha fazla suçlanmış ve ilk ceza kadına verilmiştir. Çünkü erkeğin şehvetini uyaran, onu baştan çıkaran günah keçisi hep kadındı. Erkekler her zamanki gibi hep günahsızdı!
Eskiden beri kadınları denetim ve buyruk altına almak için kurumsallaşturılmış bir şiddet söz konusudur. İstisna vakalar haricinde, devlet erkek şiddetine müdahale etmeyi reddederek buna sistemli bir şekilde göz yummaktadır. Kadnlar giyim kuşamları, davranışları ve faaliyetleri, ailesel, toplumsal, kültürel ve dinsel davranış kuralları, örf ve âdetler kanalıyla dikkatle izlenir.
Sayfa 151 - Urzeni Yayınevi 1.Baskı Nisan 2021·Kitabı okudu
Tarih, çoğu zaman iddia edildiği gibi tarafsız bir kronoloji değil; kimin elinde kalem varsa onun zihniyetiyle şekillenen bir anlatıdır. Dr. Binnur Çelebi’nin "Eski Çağda Kadın" adlı eserinde izini sürdüğümüz gerçeklik tam da budur: Kadın, tarihin en eski dönemlerinde tanrıça heykelleriyle kutsanan, toplumun merkezinde ve en üst seviyelerde yer alan bir figürken, nasıl oldu da arka plana itildi?
İnsanlık tarihine bakıldığında, Sümerlerden Akatlara, Antik Yunan’dan semavi dinlere kadar tüm ritüellerin şaşırtıcı derecede birbirine benzediği görülür. İnançlar ve isimler değişse de öz aynı kalmıştır. Ancak bu süreçteki en radikal kırılma, anaerkil düzenden ataerkil sisteme geçiştir. Bu geçiş, sadece bir yönetim biçimi değişikliği değil, kadının toplumsal hafızadan silinmesinin başlangıcıdır.
Kadınların tarih sahnesindeki başarıları, üretimdeki rolleri ve kutsallıkları neden bugün "tozlu sayfalar" arasında saklı kaldı? Yanıt basit ama sarsıcı: Çünkü tarihi yazanlar erkeklerdi. Tarih, erkek egemen zihniyet tarafından kaleme alındığı an, gerçekler göz ardı edilmeye; kadının üstünlüğü ve varlığı bilinçli bir şekilde örtülmeye başlandı. Kadın tanrıçaların yerini eril ilahlar, kadın bilgelerin yerini ise erkek yöneticiler aldı.
Kitabın sunduğu kanıtlar gösteriyor ki; dün "başka bir isimle" karşımıza çıkan kısıtlamalar, bugün modern dünyanın farklı maskeleri altında devam ediyor. Ritüeller şekil değiştiriyor, diller farklılaşıyor ancak kadını yok sayma zihniyeti binlerce yıldır aynı dirençle korunuyor. Kadın, her dönemde sistemin dışına itilmeye çalışılmış; varlığı ise ancak erkeğin tanımladığı sınırlar içinde kabul görmüştür.
Sonuç olarak;
Tarihin derinliklerinde saklı kalan o kadın figürleri, aslında bugün verdiğimiz var olma mücadelesinin temelini oluşturuyor. Gerçekleri
Eskiçağ’da KadınBinnur Çelebi · Urzeni Yayıncılık · 202152 okunma
Augustinus'un anlatımında kadın, toplumdaki araçsal konumunu ortaya koyan üç yönüyle ele alınır. Baştan çıkarıcı, zevce olarak ailenin düzenini korumakla görevli olarak kocanın aracı ve anne olarak da tanrının yaratalığının aracıdır. Hangi amaca hizmet ettiğine bakılarak, kadın ya lanetlenir ya da yüceltilir.
Kadının ve doğanın yaratma kabiliyetinin verimi, eski toplumlar için vazgeçilmez bir gereklilikti. Çünkü ölümün karşısında durabilen tek güç doğurganlıktı.