Orta Çağ dönemi dünyada öğrenmenin ilerlememesi sebebiyle "Karanlık Çağ" olarak adlandırılmıştır. Ancak bunun haksız bir etiket olduğunu söylemek de mümkündür. Tanrı'nın varlığına dair Anselmus'la Guanilo arasında cereyan eden fikir ayrılıkları özenle ve tutkuyla tartışılmıştır. Aynı irfan ve içgörüye İbn-i Sina, İbn-i Rüşd ve İmam Gazali'nin felsefelerinde de rastlanır ki bunların hepsi imanlı aklın iddialarını uzlaştırmaya çalışmışlardır.
İrade, neyi sevmeyi seçiyorsa o yöne doğru hareket eder. Nasıl ki fiziksel bir nesne kendi ağırlığınca dünyanın merkezine doğru çekiliyorsa, her kişi de kendi yüreğinin meyilince hayatının merkezi olan şeye doğru çekilir. Augustinus'un dediği gibi, "aradığım sevgimdir. Her nereye taşınıyorsan taşınayım, Beni taşıyan sevgimdir."
İnsanlar - basitçe doğal arzularını tatmin eden akılsız varlıkların aksine - seçimlerine özgürce yaptıkları için, ahlaklı seçimler yapma kapasitesine sahip oldukları gibi aynı zamanda ahlaksız seçimler yapmak kapasitesine de sahiptir.
Augustinus
Devletin hedefi, vatandaşlarına iyi, erdeme dayalı, mutlu bir hayat sağlamaktır. Böyle bir devletin yokluğundaysa, vatandaşlar ahlaki bir yaşam sürdüremezler, çünkü insan, doğası gereği politik ve sosyal bir hayvandır.
Platon, bütün bilgiye akıl ve zihin kullanılmak suretiyle ulaşabileceğini iddia eden bir rasyonalisti. Aristoteles ise bunun aksine bütün bilginin duyu deneyimiyle başlamak üzere deneyimden geldiğini ileri süren bir deneyciydi.