Bugün en medeni ve ileri milletlerin yönetimleri altına toplanmış insanlar hala iki kısımdır: hakim ve mahkum. Işte kanunlar da bu esasa göre yapılır. Ahlak kitapları da bu maksat gözetilerek yazılır. Ve böyle olması da insan kitlelerinin şimdiki bilgi ve eğitimlerine göre zorunlu gibidir.
Toplumsal bilimler namına ortada henüz pek çok aldatıcı kuram dolaşıp duruyor. Medeniyet pırıltılarıyla gözlerimizi kamaştıran en büyük zannettiğimiz milletlerde bile "eşitlik, adalet, kardeşlik" üç temel ayağı üzerine kurulmuş görülen insan hakları zırhının pek yufka, adeta açık kalmış yerleri, iyileşme çağrısı keşfedilmemiş acı veren yaraları vardır.
Mezar taşlarına, altlarında yatanların kimliklerini anlatan yazılar kazımışlar... Fakat bu âdet ölenlerin, yok olmuş varlıklarından daima bir şey kaldığını dirilere göstermek için bir avutma yolundan başka bir şey değil.
İşte Avrupalı gelir, Türk'ün ruhunu bu çöplükte arar ve hakkımızdaki korkunç hükmünü verir. Çünkü Avrupa'da bir demiryolu makasçısının bahçesi, Fatih'in heybetli maneviyatının uyuduğu bu yerlerden daha temiz ve hoştur.