Bilim ilerledikçe insanın etik açıdan yoksulluğu daha da geriye gidip ilkel bir hayvanlığa ulaşıyor. Kuramsal düşünce çöktü ve uygulamalı bir yıkım organı ya da amaçsız ve alıkça bir el çabukluğu oyunu durumuna düştü. Bu yüzden günümüzün en seçkin ruhlarının artık ne solmuş eski ahlaklara, ne tiranların yüksek sesle duyurduğu özgürlüğe, ne de koca ağızlı idealist kuramlara güveni kaldı; bütün bunların etik olmayan materyalist açgözlülüklere kolaylık sağlayan maskeler olduğunu gördüler. 
Aklın kaosu yenebilmesi için ona bir düzen verme; biçimini bozarak, yoksullaştırarak onu özel bir yasanın içine sıkıştırma zorunluluğu vardır. Bir benzetme, bir simge, bir söylence bulması gerekir. İşte bu kullanışlı kalıbın içinde kaos ona boyun eğdirip insancıl, tanıdık ve sevilen bir biçim vermek zorundadır. 
Gelişigüzel yaşıyor, gelişigüzel ölüyoruz, pupa yelken, dümensiz gidiyoruz. Hava nereye eserse oraya gidiyoruz. Su alıyoruz, körükleri gündüz gece çalıştırıyoruz ama su giderek daha da artıyor, körükler paslanıyor ve dibi boyluyoruz. İnsan yaşamı dediğin işte bu, yazıklar olsun!