Erasmus’un bütün çabalarının son hedefi, düşüncede huzuru ve barışı sağlamaktır; Luther’in çabalarının amacı ise duyguları gerilime sokmak ve sarsmaktır. Bu nedenle Erasmus en büyük gücünü en açık seçik, en soğukkanlı konuşabildiği zaman; bir coşku insanı olan Luther ise öfke ve nefret dudaklarını en çok yaktığı zaman kazanır.
hümanizmin en derinde yatan trajedisi ve çabuk çöküşünün nedeni, düşüncelerinin büyük, ama bu düşünceleri yayan insanların büyüklükten uzak olmalarıydı. Sadece akademik düzeyde kalarak dünyaya bir çekidüzen vermeye çalışan insanlarda görüldüğü gibi, çalışma odalarından dışarı çıkmayan bu idealistlerin de biraz gülünç yanları vardır; hepsi de kısır ruhlu insanlardır.
yalnızca eğitilmemiş, kendisine bir şey öğretilmemiş olan insan, kendisini körü körüne tutkularına kaptırır. Eğitilmiş, uygarlaşmış insan –Erasmus’ un ve yandaşlarının düşüncelerinin trajik yanlışlığı, buradadır– artık zorbalığa kayamaz, eğitilenler, kültürlüler, uygarlaşmış olanlar ağırlık kazandıklarında, kaos ve vahşet kendiliğinden son bulacak, savaşlar ve ruhsal baskılar çağdışı eylemler olarak geçmişe karışacaktır.
savaşın bütün yükünü masumlar ve eline ne zaferlerden ne de yenilgilerden bir şey geçecek olan zavallı halk taşır.
Savaşın en büyük yükü, bu savaşın hiç ilgilendirmediği kişilerin sırtına biner ve savaşta herhangi bir başarı söz konusu olsa bile, taraftarlardan birinin mutluluğu, öteki tarafın zararı ve yıkımı demektir.