Dikili bir ağacı, tutunacak bir dalı yoktu. Neye tutunsa avuçlarının arasından kayacak, neye yaşlansa üzerine yıkılacak gibi duruyordu. Dünyaydı burası. Kan kokuyordu.
Sön, cılız kandil, sön! Hayat dediğin ne ki:
Yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu sahnede:
Bir saat boy gösterip, boyun kırıp gidecek!
Bir daha da duyulmayacak artık sesi.
Hekimsin madem,
Kafanın derdine de deva bulamaz mısın?
İçimize kök salmış bir kara düşünceyi
Söküp atamaz mısın aklımızdan?
Beynimize işlenmiş kuşkuları silemez misin?
Her şeyi unutturan tatlı bir ilaç verip bize,
Atamaz mısın göğsümüzü daraltan zehiri,
Yüreğimize çöken o baskıyı içimizden?