“Ben yok olduğumda ne olacak? Hiçbir şey! Yok olduğumda nerede olacağım? Sakın ölüm dedikleri? Olmaz öyle şey, istemiyorum!” Yerinden fırladı, mumu yakmak için titreyen elleriyle çevreyi yoklarken şamdanı mumuyla birlikte devirdi ve bunun üzerine gerisingeri kendimi yatağa atıp başını yastığa gömdü. Gözleri açık, bakışları karanlığa dikili, “Niçin?” diye sordu kendi kendine. “Aman ne fark eder ki? Ölüm! Evet, ölüm! Hiçbiri bilmiyor, bilmek de istemiyor, acımıyor bile. Vur patlasın çal oynasın! (Kapının ardından gelen uzak ezgilere, şen şakrak seslere kulak verdi.) Umurlarında değil, oysa onlar da ölecek. Ne aptalca. Önce ben öleceğim, onlar daha sonra, ama onlarında başına aynı şey gelecek. Oysa onlar gülüp eğleniyor. Aşağılık yaratıklar!” Öfkesinden neredeyse tıkanacaktı. Dayanamıyor, soluk alamıyordu. Herkesin bu kahredici korkuyu sürekli yaşamaya mahkûm olması mümkün değildi.