Şehzadeler Sehri

Şehzadeler Sehri
Filistin bir sınav kağıdı Her mü’min kulun önünde ACZ
İnsanoğlu için dillere bölünmek büyük bir ceza idi. Zira dili kullanamıyorsanız bağ kuramazsınız. Bağ kuramadığınızı ikna edemezsiniz. Dil irtibatı kesildiğinde tüm bağlantı ışıkları söner. Aşkın dahi doğasında bu yok mudur? Hölderlin dili mülklerin en tehlikelisi olarak tanımladıktan sonra dilin amacını da şöyle tanımlar: "Mülklerin en tehlikelisi dil bunun için verilmiştir insana, kendi kendisinin ne olduğuna şahitlik edebilsin" diye. Bir başkasıyla kurduğumuz irtibat, dil vasıtasıyla onu kendimize şahit kılmaktan ibaret. Aşkın kökenindeki anlatma ve paylaşma arzusu, bir noktadan sonra karşıdakini bize aşina bir deftere çevirmek ve bunu ödenmesi en zor bedelle, yani hayatımızdan verdiğimiz zaman ve kendimizden çaldığımız dikkatle yapmak o kişiyi bizim için özel kılıyor. Kendi dilimizle onu biricikleştiriyoruz, Sonra biricikleştirdiğimiz bu insanı alıp dilimizle en derin kuyulara iteliyoruz. Kalbin sahasında kazınan yara, dilin vitrininde zuhur ediyor.
Dilara Ayşe Akdeniz·Kitabı okudu
Reklam
"İnsanın kullandığı ilk alet, başka bir insandır" diyor Hakan Günday.
Dilara Ayşe Akdeniz·Kitabı okudu
"Yabancılaşma, şeytanla anlaşmadır" der Fransız düşünür Jean Baudrillard. (1920-2007) Tanım olmayan bir tanımdır bu; anlaşmayı yapanlar, ne psikotikler (gerçeği değerlendiremeyecek kadar ağır ruhsal rahatsızlığı olanlar) ne normallerdir, tüm insanlardır; şeytanın kim olduğu ise muğlak, kaygan... Baudrillard okurken bu tür ifadelerle düşünce kovanımıza bir çomak sokulur; sadece öğrenmek, sınıflamak ve yargılamak için değil, düşünmeye ve yaşanılanı anlamaya çalışmak için olduğunu fark ederiz aklımızın...
Erol Göka·Kitabı okudu
Kitapların özeti olmaz. Özellikle düşünce eserleri özetlenemez. Ancak ana hatlarıyla söylenebilir. D. Mehmet Doğan'ın eserlerinin somut karşılığı (hayata geçirilmiş hâli) Mehmed Akif ve İstiklâl Marşı'dır. Nurettin Topçu da Necip Fazıl da Åkif'ten yansımalardır ve nasibi derecesinde yeniden söyleyiştir. D. Mehmet Doğan bir yerden bakınca Türkçü, milliyetçi görünür. Esasen bu görünüş, Hareket dergisi çevresinde bulunan birçok şahsiyette vardır. Başka bir zaviyeden de İslâmcı görünür. Bu da geçerlidir Hareket dergisi çevresi için. Bunun sebebi Mehmed Akif, Safahat ve İstiklâl Marşı'dır. Çünkü Mehmed Akif tam böyle bir şahsiyettir. Türk-Müslüman veya Müslüm-Türk
Bir kitabı okumaktır bütün mesele. Bu kurmacalar üzerinde biraz duracağız. Hayret vericidir ki Sabahattin Ali de böyle bir kitapla Marksist olmuş biridir. 1928'de Almanya'ya burslu öğrenci olarak gönderilen Sabahattin Ali, ülkeden D. Mehmet Doğan'a rahmet dileyerek ayrılmadan önce Türkçü/ Turancı, Atsız'a yakın biridir. Yolda, trende Upton Sinclair'e ait (Oil) Petrol adlı bir roman okur. Romanı okuduktan sonra "Bu romanda anlatılanların onda biri bile doğru ise namuslu olan her insanın sosyalist olması gerekir" diyerek Marksist olur. Bu kitaptan sonra Lenin'in Kapitalizmin Son Aşaması Emperyalizm kitabını okur. Sabahattin Ali artık komünisttir. Böyle daha somut bir örnek varken Orhan Pamuk; Sabahattin Ali'yi değil, kurmaca kişileri örnekler. Marksist olmak için Felsefenin Temel İlkeleri kitabı yeterli mi, bilmiyorum. Moda, yönelim bu şekilde ise İsmet Özel'in deyimiyle "hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa", Marksist olmak için okumaya gerek yoktur aslında. Alev Alatlı'nın deyimiyle "Türkiye'de Kapitali okumuş kişi bir elin parmakları kadardır." Onlar da ya anlamamış ya yanlış anlamıştır. Geriye Sabahattin Ali'de olduğu gibi edebi eserler kalıyor. Hilmi Yavuz böyledir. Der ki "Ben ve benim nesil Gorki'nin Ana'sını, Dostoyevski romanlarını okuyarak sosyalist, komünist olduk."
Kamil Yeşil·Kitabı okudu
Reklam