Fuzulî

Kazanç-Kâr-Mülkiyet temelleri üzerine kurulu bir toplumun, sahip olmak eğiliminde bir sosyal karakter yaratacağı kesindir. Bu davranış biçiminin yaygınlaşıp, çoğunluk tarafından kabul edilir olmasından sonra, toplum dışına atılmaktan ve yalnız kalmaktan korkan bireyler, kendilerini çoğunluğa uydurmak zorunda hissetmektedirler. Kültürümüzde yaygın olan 'açgözlülük' mantalitesini değerlendiren toplumlarımızın yönetici güçleri, insanları motive etmenin tek yolunun mükâfatlardan, yani maddesel çıkarlardan geçtiğini ve dayanışma ile fedakârlığa hazır oluş gibi duygusal çağrıların pek bir yankı yapmayacağını düşünüyorlar. Bu nedenle böyle çağrılara savaş zamanları dışında pek rastlanmıyor. Böylelikle de insanlar, daha olumlu sonuçlara varabilme şanslarını yitirmiş oluyorlar. İnsanları etkilemek için tek (ya da en iyi) çarenin, onlara rüşvet vermek olmadığını anlayabilmek, temelden değişmiş bir sosyo-ekonomik yapıya ve yine tümden yenileşmiş bir insan anlayışına dayanıyor.
Sayfa 140·Kitabı okuyor
Reklam
İnsan türünün varoluşundan kaynaklanan koşulları göz önünde tuttuğumuzda, vermek, paylaşmak ve fedakarlik yapmak duygularının böylesine yaygın ve yoğun olması bizi şaşırtmaz. Asıl şaşırtıcı olan, bu büyük ihtiyacın nasıl bastırıldığı ve bireysel çıkarı öne alan endüstri toplumlarında (ve ona benzer birçok kültürde) dayanışma duygusunun nasıl ikinci plana itildiğidir.
Sayfa 140·Kitabı okuyor
Vermek, Paylaşmak ve Fedakârlık Yapmak
Modern toplumlarda 'sahip olmak' ilkesinin, insanın varoluşundan gelen bir özellik olduğu ve bu nedenle de değiştirilemeyeceği inancı yaygındır. Bu fikrin kaynağında, insanın doğası gereği tembel ve pasif olduğu, maddesel bazı çekicilikler ya da açlık, ceza görme gibi korkular onu güdülemezse, bırakın çalışmayı, hiçbir şey yapamayacagı inancı yatar. Çağımız toplum biçimlerinee bu dogma kabul edilmiştir ve bizim yetiştirme ve çalışma yöntemlerimizi belirlemektedir. Ama bu davranış, toplumsal eğilimleri insan doğasına uydurmaya çalışma isteğinden başka bir şey değildir.
Sayfa 132·Kitabı okuyor
Yoklama.
Düşünelim.. O kaçınılmaz gün geldi ve öldük. Ve diyelim ki ölüm şeklimizden dolayı da 'cennetlik' olduğumuz anlaşıldı. Sonra merak edildi, 'Acaba ne yaptı da böyle güzel bir ölüm ona nasip oldu?' diye. Şimdi bi kendimizi yoklayalim. Sizce, bunu yaşayabileceğimiz amelimiz ne olmuştur acaba? Hangi niyetimiz, hareketimiz, amelimiz bizi cennete koymuştur?
1000Kitap