Fevzi BOZKURT

Fevzi BOZKURT
Hani masallarda lambamsı bir şeyden ortaya çıkıp, bir dilek tut tek hakkın var söylemine şahit olsaydı bu kulaklar, avazım çıktığı kadar tek dileğimin “Yer yüzündeki bütün kitapları okumak istiyorum.”olurdu.
Kamu
Lisans/Hukuk
Antalya
Bi mekan
94 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
Tanrının Terazisi
Bir gün ikimiz de öleceğiz, toprak bile hatırlamayacak adlarımızı belki, Ama göğe sinmiş bir hesap kalacak. Senin mezarın mermerden, Benimki — belki de bir taşsız gölge. Beyaz duvaklara sarılır bedenin, Ardından dualar, inciler dökülür, Benim ardından ise; Sadece bir kuş kanat çırpar usulca rüzgâra karşı. Ama unutma! Tanrının terazisi sadece altın tartmaz, Ve zaman, herkesin hesabını alır. İşte o zaman Senin Tanrı’ya borcun olacak, benimse — alacağım. Bir yetim duası gibidir suskunluğum, Bir ihtiyarın son bakışı gibi uzaktır öfkem. Ama her şey yazıldı. Bir rüzgâr yaprağa nasıl dokunursa öyle sessiz, öyle kaçınılmaz. Gömülürken sen altına, Ben göğe uzanacağım köklerimle. Unutma: Her mermer soğur, ama her mezar susmaz. Fevzi Bozkurt
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Düşün ne kadarsın
Bir gün ikimiz de öleceğiz, toprak bile hatırlamayacak adlarımızı belki, Ama göğe sinmiş bir hesap kalacak. Senin mezarın mermerden olur elbet, benimki — belki de bir taşsız gölge. Giyinirsin beyazlar içinde, Ardından dualar, inciler dökülür, Benim ardından sadece bir kuş kanat çırpar usulca rüzgâra karşı. Ama unutma! Tanrının terazisi sadece altın tartmaz, Ve zaman, herkesin hesabını alır. Senin Tanrı’ya borcun olacak, benimse — alacağım. Bir yetim duası gibi suskunluğum, Bir ihtiyarın son bakışı gibi uzaktır öfkem. Ama her şey yazıldı Bir rüzgâr yaprağa nasıl dokunursa öyle sessiz, öyle kaçınılmaz. Gömülürken sen altına, Ben göğe uzanacağım köklerimle. Unutma: Her mermer soğur, ama her mezar susmaz.
Geçmiş mi Gelecek? Gelecek mi Geçmiş?
Bazen zaman bir nehir gibi akar, geçmişle geleceğin elleri birbirine kenetlenmiş gibi… Hangi anın içinde yaşıyoruz gerçekten? Geride kalan mı bizi bırakmaz, yoksa gelmekte olan mı içimizde çırpınır? Geçmiş… Bir çocukluk kokusu belki, bir annenin sesi, unutulmuş bir gülüş, defter aralarında solmuş bir yaprak. Canımızı acıtan hatıralar kadar, gözlerimizi ıslatan güzellikler de orada saklı. Gelecek… Henüz adını koymadığımız bir düş, gökyüzüne yazdığımız bir dilek, kalbimizde bir umut kıvılcımı. O bilinmezlikte, bazen korku bazen heyecan. Ama hep bir çağrı var: “Gel, kur beni.” Peki ya biz? Zamanın hangi kıyısında duruyoruz? Geçmişe mi yaslanıyoruz, yoksa geleceğe mi yürümeye çalışıyoruz, ürkek adımlarla? Ben bazen bir anının sıcaklığında kalakalıyorum, bazen de bir hayalin içine düşüyorum sessizce. Geçmişle sarılı, gelecekle yoğrulmuş bir şimdi’nin çocuğuyum. Ne tam orada, ne tam burada… ama hep arada. Çünkü belki de…
Kimim var ki senden başka
Geceye sor, Kime fısıldadım adını? Hangi yıldız bilir seni Benim kadar? Bir tek sen, Bir tek sen varsın içimde. Küsersem kendime, Barışmam senden başka kimseyle… Sensizliğe tahammül yok, Çünkü ben Kimim ki senden başka?
Endişe
Yüzyıl sürmez bu fâni beden, Ama korkular bin yıl icten. Daha doğarken başlar savaş, Kalpte yorgunluk, gözde telaş. Ne olur sanki bir gün yaşasan, Güneş gibi doğup batmasan? Ömür kısa, dertler destan, Niye bu yük, niye bu ferman? Bir nefeslik canı taşırken Bin yıllık korku niye içten?