Bazen zaman bir nehir gibi akar,
geçmişle geleceğin elleri birbirine kenetlenmiş gibi…
Hangi anın içinde yaşıyoruz gerçekten?
Geride kalan mı bizi bırakmaz,
yoksa gelmekte olan mı içimizde çırpınır?
Geçmiş…
Bir çocukluk kokusu belki,
bir annenin sesi, unutulmuş bir gülüş,
defter aralarında solmuş bir yaprak.
Canımızı acıtan hatıralar kadar,
gözlerimizi ıslatan güzellikler de orada saklı.
Gelecek…
Henüz adını koymadığımız bir düş,
gökyüzüne yazdığımız bir dilek,
kalbimizde bir umut kıvılcımı.
O bilinmezlikte, bazen korku bazen heyecan.
Ama hep bir çağrı var: “Gel, kur beni.”
Peki ya biz?
Zamanın hangi kıyısında duruyoruz?
Geçmişe mi yaslanıyoruz,
yoksa geleceğe mi yürümeye çalışıyoruz, ürkek adımlarla?
Ben bazen bir anının sıcaklığında kalakalıyorum,
bazen de bir hayalin içine düşüyorum sessizce.
Geçmişle sarılı, gelecekle yoğrulmuş bir şimdi’nin çocuğuyum.
Ne tam orada, ne tam burada… ama hep arada.
Çünkü belki de…