• Ehmede Xanî - Hayatı , Eserleri
    Dünya edebiyati içinde 7 adet kitabı bulunan degerli bir yazardir. kendi döneminin bilim adamidir.Bölgenin üstün yetenekli bilgesidir. Halen mezari Ağri'da bulunmaktadir. 

    Onun yaşantısının öğrenilmesi Kürt kültür, sanat, dil ve edebiyatını öğrenmek açısından önemlidir.

    Şêx Ehmedê Xani, 1651 yılında Hakkari’nin Xani köyünde dünyaya gelmiştir. Babasının ismi İlyastır. Xani ismi hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bazı rivayetlere göre Xani Aşiretinden olması sebebiyle, bazı rivayetler annesinin isminin Xanê olması sebebiyle ona Xani deniyor.
    Kısa bir sürede, ilim ve kültür alanında ün salmış bu alanda çok ilerlemiştir. On dört yaşlarındayken yazarlık hayatına başlamıştır.


    Ehmedê Xani, Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış, bir çok güzel şiir ve eser armağan etmiştir. Eserlerinin şahı “MEM Û ZİN”dir. Bu kitabı 1695 yılında tamamlamıştır. “Nubıhara Bıçukan”da (Çocukların Turfandası) değerli bir eseridir. Bu eseri 1684 yılında yazmıştır.

    Ehmedê Xani çok ileri görüşlüydü. “MEM Û ZİN”den de anlaşılacağı gibi, haksızlığa, zulme , gericiliğe, feodal düzene karşı cephe almış bu yolda hayli mücadele etmişti. Zavallıların, yoksulların, çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. Çağdaşı olan bazı bilginler gibi yöneticilere ve zalimlere dalkavukluk etmemiş, çıkar peşinde koşmamıştır. Her zaman halktan yana olmuştur.

    Makam sahipleri için değil halk için, halk çocukları için çalışmış ve hizmet etmiştir.

    Şêx Ehmedê Xani düşüncesinde özgürdü, inandığını cesaretle anlatmış ve yazmış, bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş doğruları ifade etmekten hiç geri durmamıştır.

    Şêx Ehmedê Xani o çağın aristokratik modasına uymamış ve diğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Farsça değil, halk diliyle, kendi ana diliyle,Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatının öncülerinden biri olmuştur. Xani, derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti.

    17.yy. Kürdistan, Kürtler ve Acemler arasında bölünmüştü. Bu ülkeler, büyük zorbalıklarla, Kürdistan’ı elde etmeye çalışmışlardı. Öyle bir hal almıştı ki, Kürdü Kürde vurdurtma politikaları, ortalıkta dolanıp duruyordu.Bu kötü durum, bu bozuk düzen, Şêx Ehmedê Xani’nin üzerinde çok etkili oldu. Şêx Ehmedê Xani Kürtlerin birlik olmayışından, çok fazla yakınmaktaydı.

    Şêx Ehmedê Xani, bir zaman sonra “Memê Alan” destanını temel alarak güzel ve değerli olan bir isim altında, “ Mem û Zîn” isimli eseri yazmaya başladı. Bu eseriyle, ölmeyen ve zengin bir eseri insanlara bırakmıştı. Büyük yazar Şêx Ehmedê Xani ve destanı “ Mem û Zîn” tüm dünyada duyulmuş bir destandır. Bu büyük eser tüm dünyanın önemli edebiyat parçalarında yer almıştır.

    Şêx Ehmedê Xani yalnız yazar değildi.O aynı zamanda filozof, uzman ve politik bir şahsiyetti . O, kendi zamanında Kürdistan’ın özgürleşmesi ve bağımsızlık için elinden gelen her şeyi bir bir yerine getiriyordu. Bu yüzden de vatansever biri ve kendi ülkesinde olan zulümlere karşı yüreği yanan bir kişiydi. O, kendi tüm varlığını ülkesinin özgürleşmesi yoluna feda etmişti. “Mem Û Zîn” bugün Kürt edebiyatının baş tacı olmuş ve kendi güzelliğinden, değerliliğinden hiç bir şey kaybetmeden herkes için ölmeyen bir eser haline gelmiştir.

    Ger dê hebûya me îttîfaqek
    Vêk ra bikira me înqiyadek
    Tekmîlê dikir me dîn û dewlet
    Teshîlê dikir me îlm û hîkmet

     

    “Mem Û Zin” hikayesi, “Memê Alan” adıyla halk dili arasında hayli ünlü bir eserdir. Bu hikaye milattan önceden bu yana halk arasında söylenen ve mitolojik bir nitelik kazanan bir destandır.

    Şêx Ehmedê Xani de “Memê Alan” destanından ilham alarak o hikayesi kendi çağının yaşantısına göre somut bir kalıba dökmüş, çağdaş ve modern bir üslûpla yazmıştır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış, hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser armağan etmiştir. Xani, bu eser de, Memo ve Zin’in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal kültürel ve idari durumunu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş, gözler önüne sermiştir. İyiliği, doğruluğu,suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği Mem Û Zin’in şahsında toplayarak; kötülüğü, dalkavukluğu, fitneciliği ve iki yüzlülüğü de Bekir (Beko) de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir.

    Şêx Ehmedê Xani kendisinden sonrakilere de büyük bir örneklik teşkil etmiştir. Bediuzzaman Saîdî Kurdî onun için benim manevi üstadım der. Bediuzzaman’ın onun mezarı başında iken ondan ders aldığı rivayet edilir.

    Şêx Ehmedê Xani yüzyıllarca Kürt medreselerinde de bir ekol olmuştur. Medreselere yeni bir soluk kazandırdığı görülür.

    Şêx Ehmedê Xani’nin bize üç kitabı ulaşmıştır. Mem û Zin, Nubıhara Bıçukan ve Eqida İmanê.

    Eqida İmanê (İmanın Şartları)Xani’in İslam’ın temellerinden söz ettiği,insanlara din konularını Kürt dilinde açıklamaya çalıştığı,73 beyitten oluşan uyaklı bir dini kitaptır.Bu kitabın önemi;Kürtçe yazılmış olmasıdır.Kürtçe yazılmış olması bizler için kitabın önemini daha da artırmaktadır.İbnül Esir,İbni Xalikan,Ebul Fida ,v.b. gibi birçok ünlü Kürt din adamı ve bilgini daha önceleri eserlerini Arapça yada Farsça yazmışlardı.

    Kısa hayatına çok şeyler sığdıran Şêx Ehmedê Xani 1707 yılında Doğubeyazıt’ta vefat etti. Ziyaretgahı şu an doğubeyazıt’ta İshak Paşa Sarayına 10 dk. mesafede bulunmaktadır.

     
  • Kuşatma devam ederken Hz. Osman isyancılara seslenerek Ru’me kuyusunu satın alıp hibe ettiğini ve Peygamber mescidinin genişletilmesi için bir araziyi satın aldığını hatırlatarak onların bu iyiliklerini bilip bilmediklerini sordu.İsyancılar onu doğrulayınca bir ara muhasara kısmen hafifletildi. Ancak Malik el-Eşter isyancılara şöyle seslendi:
    -“Öyle anlıyorum ki, o sizi kandırmaya çalışıyor.”

    Bu arada hacca gitmek üzere hazırlanmış olan Hz. Aişe, kardeşi Muhammed b. Ebî Bekir’in de kendisiyle birlikte gelmesini istedi. Muhammed b. Ebî Bekir bu davete icabet etmedi. Hz. Aişe ise elinden gelse asileri engellemek istediğini söylüyordu. Bu olayla ilgili olarak Kâtip Hanzala’nın Muhammed b. Ebî Bekir’e söylediği şu sözler dikkat çekicidir:
    -“Mü’minlerin annesi kendisiyle birlikte hacca gitmeni istiyor. Sen ise ona katılmıyorsun ve Allah’ın helal kılmadığı bir konuda bu Arapların kurtlarına uyuyorsun değil mi? Vallahi bu iş eğer müsabakaya bırakılacak olursa Benû Abdimenaf seni mutlaka yener.”
    Asiler hac mevsimi münasebetiyle Hicaz’a gelecek olan Müslümanların kendilerini engelleyeceğinden ve öldürülebileceklerinden endişe etmeye başladılar. Bu nedenle ellerini çabuk tutup Hz. Osman’ı bir an önce öldürme kararı aldılar. Bu amaçla Hz. Osman’ın evine saldırdılar. Hasan b. Ali, Abdullah b. Zübeyr, Muhammed b. Talha,Mervan b. Hakem, Saîd b. el-Âs ve diğer bir grup kimse onlara engel olmaya kalkışınca aralarında çarpışmalar oldu.
  • Bütün bu riayetlerden, Hz. Osman’ın güçlü yıllarında iktidarından her şekilde yararlanma yoluna giden Ümeyyeoğullarının, öldürülmesine yakın bir zamanda yine onun üzerinden çıkar hesabı yaptıkları anlaşılmaktadır. Nitekim onların Hz. Osman yaklaşık kırk gün muhasara altında tutulmasına rağmen bu süre içerisinde hiçbir olumlu tavır sergilemedikleri görülmektedir. Aksine onlar adeta halife ile isyancıları karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Acaba Ümeyyeoğulları Hz. Osman’ın öldürüleceğine kanaat getirip, gerçekten onun kanı üzerinden iktidarlarını koruma hesabı mı yapıyorlardı?

    Hz.Osman’ın Öldürülmesi:

    Hz. Osman’ın yakın adamları, onunla istişare ederek Hz. Ali’den yardım istemesini ve imdat kuvvetleri gelinceye kadar asilere atiyyeler vererek onları oyalamasını önerdiler. Ancak halife isyancıların artık bu şekilde ikna edilemeyeceklerinin farkındaydı. Mervan, hiçbir güvence ve ahitleri olmayan bu adamların açık bir isyana giriştiklerini söyleyerek oyalanmalarının uygun olacağını belirtti. Hz. Osman, Hz. Ali’yi çağırtarak hayatından endişe ettiğini söyledi ve istediklerini vererek isyancıları geri çevirmesini istedi. Hz. Ali ona:
    -“İnsanlar senin öldürülmenden daha çok adaletine muhtaçtırlar.” diye mukabelede bulundu. Hz. Ali,
    ayrıca insanların ondan güven beklediğini, verdiği sözleri tutması gerektiğini ve dolayısıyla kendisini de aldatmamasını söyledi. Bununla beraber Hz. Ali ondan gereken teminatı aldıktan sonra isyancılarla görüştü.İsyancı topluluk Hz. Ali’ye güveniyordu.Onun öncülüğüyle bazı kamu yetkililerinin görevlerinden azledilmesi ve haksızlıkların düzeltilmesine dair bir ahitname yazıldı. Fakat Hz. Osman’ın çarpışma için hazırlık yapmaya başlamasıyla bu girişim de netice vermedi. Hz. Osman “Sizin istediğiniz kişileri göreve getirip, istemediklerinizi görevden çekersem benim burada bulunmamın hiçbir anlamı kalmaz.” diyordu. Asiler, “Allah’a yemin olsun ki ya bu isteklerimizi yerine getirirsin ya da azledilir veya öldürülürsün.” şeklinde karşılık veriyorlardı. 
  • İsyancılar açık bir şekilde Hz. Osman’ın hilafetten ayrılmasını istemekteydiler. Hz.Osman ise Allah’ın kendisine giydirdiği bu elbiseyi asla çıkarmayacağını, ancak tevbe edebileceğini ifade edince, asiler Hz. Osman halifelik görevinden çekilmedikçe ya da onu öldürmedikçe Medine’den ayrılmayacaklarını belirttiler. Hatta arkadaşlarının ve akrabalarının kendilerini engellemeye kalkışmaları halinde onlarla da çarpışacaklarını eklediler. Hz. Osman ise halifeliği terk etmektense ölümü tercih edeceğini, ayrıca onlarla çarpışma konusunda hiç kimseye asla emir vermeyeceğini söyledi.

    Bu konuşmalardan sonra gerginlik hat safhaya ulaşmıştı. Asilerin giriştikleri bu hareketten dönme niyetleri yoktu. Olayın üzerine gitmeye devam ettiler. Mektubu Hz.Osman’ın yazmadığı kesinlik kazanınca, şüpheler Mervan b. Hakem üzerinde yoğunlaştı. Bunun üzerine isyancılar Hz. Osman’dan Mervan’ı kendilerine teslim etmesini istediler. Ancak halife onu öldüreceklerinden endişe ettiği için Mervan’ı onlara teslim etmeye yanaşmadı. Mektup olayı gerek teknik açıdan gerek hadiseyi mantık çerçevesinde açıklayabilmek açısından ciddi anlamda sorunlu bir görünüm arzetmektedir. Mektubu ne Hz. Osman’ın ne de Mervan b. Hakem’in yazdığını kabul etmek makul görülmektedir. Bununla beraber Hizmetli bu olayı Hz. Osman’a ve onun şahsında devlete karşı düzenlenmiş ince bir komplo olarak açıklamaktadır.
  • Onlara Hz. Ömer’in verdiğinden fazlasını vermişti. Amr’a göre Hz. Osman kendisinden önceki iki halifenin yolundan giderek gerektiğinde şiddet kullanmalı, gereken yerde esnek davranmalıydı. Hz. Osman görüşleri dinledikten sonra ümmetin başına gelecek bir felaketten korktuğunu ifade etti. Fitneden endişe ettiğini söyleyen halife, gelişmeleri Allah’ın sınırlarını koruyarak ve insanlara ihsanlarda bulunarak yatıştıracağını belirtti. O hiç kimsenin kendisine karşı ileri sürecek bir delili olmasın istiyordu. Hz. Osman valilerinden halkı sükûnete davet etmelerini ve hakları olanı onlara ödemelerini istedi.

    Vali toplantılarında dikkati çeken husus, yanlışlıkların nasıl düzeltilmesi gerektiğinin değil de muhaliflerin nasıl sindirilebileceğinin görüşülmesidir. Dolayısıyla halifenin şiddete maruz kalmasının ya da öldürülmesinin, halifenin güvenliği açısından ele alınmadığı görülmektedir. Aksine halifenin konumu Ümeyyeoğullarının işgal ettiği mevkiler açısından önemli olmaktadır.
  • İnsan Neyle Yaşar
    "Öğrendim ki insan kendi hayatından endişe ettiği için değil, içinde sevgi olduğu için yaşar."