Senin burada, bunların arasında ne işin var?
Sen Fatih'liydin; tertemiz bir mahallenin gül gibi çocuğuydun. Talebeliğin, arkadaşlığın, her şeyin, her şeyin makbuldu: Sonra daha genç yaşta eline kurulu bir düzen geçmişti. Sen onu devraldığından daha iyi bir hale getirmek üzere idin ve yanında annen vardı. Sonra bir gün; ne oldu, nasıl oldu bunu hâlâ bilmezler, sen kendini buralarda bu halde buluverdin. Daha önce annen kalkıp öbür oğlunun yanına gitmişti. Bunu hâlâ itiraf edememekte ne mânâ var? O, ağabeyinin yanına senden kaçmak için gitti. Annen senden kaçmıştı. Fakat senden ilk defa kaçan muhakkak ki o değildi. Ondan, daha aylarca evvel bizzat sen, kendinden uzaklaşabilmek için gaddar bir boğuşmaya girişmiştin. Sende, sana en yakın olan yerinde, öldürmek, parça parça, didik didik etmek istediğin bir şey vardı. Sen, can alacak yerine vurdum zannettikçe o, bir masal canavarı biraz daha canlanıyor, tırnaklarını ciğerlerine biraz daha gömüyordu. İçmiye başladın; hem de deli gibi içiyordun. Kaç gece, geç vakit, yağmur çiselerken, kimsesiz sokaklarda boğulur gibi hıçkıra hıçkıra koştun. İçinde, tam şuranda, canevinde bir boşluk vardı. Kıvrılıverecek, iki büklüm oluverecek gibi olurdun. Bunun devâsını kimlerde aramadın, nelerde aramadın? Benliğini parça parça koparıp atmak, parça parça yeni baştan teşekkül etmek ister gibiydin. Fakat o boşluk son parçadan ilk parçaya yenilmez bir inatla intikal ediyor ve seni biraz daha çileden çıkarıyordu. Annen bu vahşi boğuşmayı, sevgisiyle, gözyaşlariyle önliyebileceğini, sonuna kadar ümit etmiş ve ayrılırken de bir ölüden ayrılır gibi ayrılmıştı. Artık seni, her hafta sonu, bazı rakamlara bakmıya ve bir iki yeri imzalamıya tabi tutuyorlar sonra da harcıyabileceğinden ne eksik ne de fazla bir sürü para veriyorlardı. Bütün bunlara sebep ne idi? Sebep ne olacak; o zamanlar
Sayfa 81·Kitabı okuyor
İkimiz de mi dalmıştık yoksa? Ömer bizi.. annesini çoktan beri mi çağırıyordu? Ben Hurrem'den daha evvel duymuş, daha evvel fırlamıştım, fakat Ömer'in üstüne eğiliverip: "Söyle canım!" diyen o oldu. Ömer sadece, anne deyip başka bir şey demiyordu, başka bir şey demiyor, bir bardakçık su olsun istemiyordu. Elektrik ışığı artık çok kuvvetli, çırılçıplak ve kör edecek kadar kuvvetliydi. Ve ben Ömer'e bakıyordum: Bir defacık da, baba demesini benden futbol ayakkabısı, maç için izin, polis romanları almak için para istemesini, benden bir lira, beş lira, beş bin lira istemesini bekliyerek, hırsla bekliyerek bakıyordum. Ve karım, kolunu onun başının altına koymuş: "Ömer, söyle canım, ne istiyorsun Ömer, beni çağırdın" diye soruyor, Ömer'in ondan canını istemesine hazır soruyordu. Fakat Ömer, bir bardakçık su bile istemez ki... Ömer ancak, anne diyebilir; fazlasına takati yok ki... Dudakları soluk, kuru ve çatlak. Yüzü, zayıflamış ve minimini kalmış olan yüzü, ardında çıralar tutuşmuş bir tülbent gibi kırmızı. Gözlerinin altı çürümüş, gözleri çökmüş. Ömer bu mu? Mahalle takımının santrforu Ömer, Fevzipaşa Mektebînin ele avucu sığmaz Ömer'i, akranlarını top gibi yere vuran Ömer bu mu? Yarının elektrik mühendisi, yarının kaşifi Ömer bu mu? Karım ayağa kalkmadan, çılgın gibi dönerek bacaklarıma sarıldı ve boşanıverdi: Sarsıla sarsıla hıçkırıyor ve: "Bitti, bitti, artık bitti!" diye inliyordu. Beni kendime, ancak bu getirebildi: _ Ne yapıyorsun Hurrem, çocuk musun sen.. ya Ayla da uyanırsa, dedim.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Öfken seni endişelendirmesin. Öfke dıyman imkansız hale geldiğinde endişelen. Çünkü o zaman tükenmişsin demektir.
Sayfa 289·Kitabı okudu
Edebiyat
Anlık ben
Uyumuyordu. Yüreğinde büyük bir endişe vardı
"Gerçek dertler beni daha az etkiler; uğradığım dertlere katlanırım, ama korktuklarıma asla."
Dert
Direnme gücüne sahip olanlar başkalarından farklı değildir. Aradaki tek fark, onların aklında belli bir hedef olması ve o hedefe ulaşmaya kararlı olmalarıdır. Direnme gücü, dikkatimizin kolayca dağılabildiği bir hayatta odağımızı koruyabilme yeteneğidir. Bedenimiz ve zihnimiz sınıra dayandığında bile yaptığımız işe yoğunlaşmayı sürdürmek, dikkatimizi dağıtmadan, etrafa bakıp birilerinin bizi geçebileceğinden endişe etmeden kendi kulvararımızda yüzmeyi sürdürebilmektir.
Sayfa 91
1000Kitap