Kendilerine sunulan yetmiş, seksen yıllık ömrün ilk ve son onar yılı, çocukluğun bilinçsizliği ve yaşlılığın çaresizliği içinde geçtiğine göre, ellerine kalan elli yılı, itişip kakışarak, dövüşerek, sonra da dövüşmenin getireceği yıkıntılara ve kayıplara hayıflanarak heba etmek için mi dünyaya yollanmıştı insanoğlu?
Etrafına sadece sevgi ve şefkat ilham etmiş bir peygamberin getirdiği din adına, gökten indirilmiş melekler gibi parlayan şövalyeler bir yıldır talan ediyorlardı Balkanlar'ı. Bağları bahçeleri dağıtıyor, kadınların ırzına geçiyor, erkekleri öldürüyorlardı. Allah adına yapıyorlardı bu işleri. Tvrtko hep düşünüyor ama çözüm veya yanıt bulamıyordu.
Yardımlarına koşmayacaklardı, çünkü öldürülen ve işkence gören insanlar başka bir dine mensup oldukları için, Batı ülkelerinde yaşayan halkların çoğunluğu büyük bir ilgi duymuyorlardı Bosna'da olup bitene.
Yardımlarına koşmayacaklardı, çünkü o uygar ülke liderlerinin menfaatlerini odaklayacakları petrol de fışkırmıyordu, bu başka dine mensup insanların topraklarında. Ve çünkü, herhangi bir çatışmada, kendi ordularından bir tek genç bile ölecek olsa, demokrasi denen rejimin, seçimlerde hesap soracağını ve onlara oy kaybettireceğini biliyordu liderler.
...Bosna Cumhurbaşkanı İzetbegoviç ile Saraybosna halkı, Batı'nın onları kurtaracağı rüyasından şiddetli bir silkinmeyle yeni uyanıyorlardı.
Batı'nın o insan hakları bayraktarı ve insan hakları baş savunucusu ülkelerin, asla yardımlarına koşmayacağını anlamışlardı sonunda.