İslâm dininin gelişi ile kadın, tek Allah'a kulluk ve insanlık değeri bakımından erkeğe eşit bir konuma, yaratılış ve yükümlülük bakımlarından da erkek kadar makbul /kâmil /olumsuzluklardan arınmış insan olma imkân ve serbestisine kavuşmuştur. Çünkü İslâm, ilahî irade doğrultusunda insanca bir hayatı yaşamak, kültür ve medeniyet oluşturmak için kadın ve erkeği bütünleştirmeyi, dayanişma içinde olmalarını ve yaratılış özellikleri ile birbirlerini tamamlamayı hedeflemiştir.
Müslüman, şirk koşmaksızın tek Allah inancı olan, Mümin ise hem imanın diğer 4 şartını (Ahret'i, Melekleri, vahiy kitaplarını ve peygamberleri) kabul etmesi yanında, aynı zamanda her biri birer farz ibad etme yöntemleri olan salih ameller /kesin ana hükümlere uygun olumlu ameller /işler gerçekleştiren, diğer bir tanımlama ile Muhsin olan kişi de demektir. Hiçbir şeye inanmayan (Ateist) imansız Muhsin, imanın diğer dört şartına değil de şirk koşmaksizin sadece Allah'a inanan (Deist) ise, eksik imanlı Muhsin diye tanımlanmaktadır. Fakat bu kişiler Mümin olmamaktadırlar. Demek ki, Dünya okulunun en başarılısı olan Makbul kişi veya İnsan-1 Kâmillik aşamasının basamakları sıra ile Müslüman, İmanlı, Muhsin ve Mümin oluş basamakları olmaktadır.
Allah'ın kadını yaratılışta erkekten ayrıcalıklı özelliklerde yaratması yanında, Kur'an da devrimsel değişiklikler bildirerek de kadını korumaktadır. Kur'an, bu koruyuculuğunu 3 aşamada gerçekleştirmektedir.
A.Kur'an, O'nu anlayarak okuyan hem kadın, hem de erkek, yani insana hitap etmekte.
B.Kur'an, Kadın ve Erkek ifadelerini aynı ayette kullanarak eşitliyor.
C.Kur'an, gelenekleri yıkıyor ve tanınan devrimsel ayrıcalıklarla kadını kalkan gibi koruyor.
On ikinci asra kadar İslâm dünyası İlim yapma ve Din kurallarını öğrenmek üzere Kur'an'ın okunmasını paralel götürmüş ve İslâm bilginleri oldukça önemli buluşlara imza atmışlardır. Bir nevi Evren ilmi yapmaları, onları dine, böylece de Kur'an'daki gerçek İslâm'ı bilmeye, akabinde de Evren ilmine, yani araştırma yapmaya daha da yöneltmiştir. Ancak maalesef sonrasında ilim sadece din ilmi ismi altında, dinî bilgilere sınırlandırılmış ve bu yönelme, İslâm ümmetini doğa biliminden, dolayısıyla da Kur'an-ı Kerim'in muhkem /değişmez ana hükümlerinden uzaklaştırmıştır. Kur'an, bu asırdan sonra yavaş yavaş insanlardan uzaklaştırılmış ve bir meslek kitabı olarak sadece "Din Adamları"nın anlayışına ve anlatımlarına bırakılmıştır. Halbuki Evren kitabı, onu çok yönlü araştıracak meslekler kitabı iken, Kur'an ve bunu anlayarak okuyup imanlılığa varmak, ayrı bir meslek gerektirmez.
Son ayette, (Mücadile 9) Kuran'ı anlamak ve buyruklarını öğrenip uyumaktan uzaklaşmak, şeytan taraftarlığı olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir ifade ile şeytan, Kuran'ı anlamadan okuyana musallat olur.