GÜLŞEN PEHLİVAN

GÜLŞEN PEHLİVAN
@GULSEN22
null
Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü
null
49 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
Yollar arabaların, kaldırımlar arabaların, binaların önlerindeki alanlar arabaların, binaların altları arabaların, alışveriş merkezinin bodrum katları arabaların... Bir gün isyan edecekler ve ele geçirecekler şehirlerimizi bu arabalar. Belki de ele geçirdiler bile, biz fark edemiyoruz. Sokağa çıktığımızda insandan çok araba görüyorsak, iddia edebilir miyiz şehirlerin hâlâ biz insanlara ait olduğunu?
Sayfa 182·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tümüyle haklıydı, belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüreki değillerdi. Inanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlardı, vicdanlı olmanın öneminden bahsediyorlardı, merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakâr olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanık barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü, güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez, güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimse de bu saltanatı, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu. Çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu, onu kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, zalimlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinde yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştü, cahillik ise artık milli kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte. Yaşamanın manasını elimizden alıyordu. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içini boşaltıyordu. Alıştığımız dünya, alıştığınız ülke, alıştığımız İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından. İşin kötüsü herkes, hepimiz şikâyetçi olmamıza rağmen elimizden hiçbir şey gelmiyordu.
Sayfa 186·Kitabı okudu
Kendini insan olarak görmeyen, insan gibi muamele görmeyi de hak etmez. Bir kişinin bencilliği çok sayıda yurttaşın canlı canlı gömülmesi gibi acımasız bir cezaya neden olabilir!
Sayfa 206·Kitabı okudu
Bürokratların sayısı arttıkça halk daha da fakirleşiyor.
Sayfa 195·Kitabı okudu
Gerçi tahmin de edebiliyordum: devrim, devrim; her devrimde bir savaş olur ve sonunda kazanan kim olursa olsun çaresizdir çünkü devrimle uğraştıklarından nasıl inşa edeceklerini bilmezler, her devrimde de askerlerin ve halka zarar veren bürokratların sayısı artar. Bu durumda halk çok çalışsa bile aç kalır. Çalışmazsa zaten aç kalır. O yüzden büyük şehirlere kaçarlar ya da birkaç büyülü yaprak için asker olurlar. Böylece köyde kimse kalmaz. Devrim yaparken gerçek bilgiye sahip olmamak ne tehlikeli! Cehaletin boyunlarındaki ip olduğunu bilmek dışında Kedi Ülkesini hiçbir şey kurtaramazdı.
Sayfa 189·Kitabı okudu