Herkes yemek yerken o kadar ciddi ifadeler takınırdı ki belki de tüm bunlar bir tür ritüeldir diye düşünmeye başladım. Belki de, diye düşündüm, bu da bir tür dua etme biçimiydi; bu kasvetli yemek odasında, hazır ve nazır, gözler yere dönük, günde üç kez, her gün, her zaman aynı saatte, tepsiler tam olarak sıralanmış, istesek de istemesek de yiyecekleri sessizce çiğnemek için toplanma eylemi. Belki de evi dolduran iç içe geçmiş ruhları yatıştırmak için bir ritüeldi.
Keşke o ameliyata ben de girseydim. Nasılsa göğüs kafesi açılmıştı. Nasılsa kalbi ortaya çıkmıştı. Görebilirdim o kadının sevgisinin Yusuf'un yüreğinde ne kadar yer ettiğini. Sonra, sonra iki elimle bir çiçeği kökünden söker gibi koparıp atardım o kadının tüm sevgisini.
Hastane koridorlarında zaman o kadar yavaş ilerliyordu ki. Zamanla ilgili bildiklerimin burada hiçbir geçerliliği yoktu. Bir saat altmış dakika bile değildi her şeyden önce. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede sabah ol uyordu. Belki de hayatın çok değerli olduğunu hatırlattığı için burada zaman çok yavaş ilerliyordu.