Nahit gibi aklı başında, okuması yazması olan, dünya meselelerinden haberdar bir kadını bile bu hâle getirebildiğine göre Allah cahilleri esirgesindi aşktan.
Kitap, bir kadının kazara işlediği bir cinayetin ardından yaşadığı absürt olayları konu alarak, ataerkil sistemin açıklarını ve toplumsal ikiyüzlülüğü eleştiriyor. Polisiye bir kurgudan ziyade, kadınların maruz kaldığı baskıları ve adaletsizliği ironik bir dille anlatarak, okuru ahlaki değerleri sorgulamaya iten kışkırtıcı bir üslupla, sistemin absürtlüğünü yine absürt bir "kurtuluş" hikayesiyle gösteriyor, özetle bu Kitap, okura şu soruyu sorduruyor: "Gerçek suç, bu cinayet mi yoksa bu cinayeti işletecek noktaya getiren düzen mi?"
Kitap, Nahit Hanım'ın sadece edebiyatsever olmasını değil, aynı zamanda dönemin dev isimlerini (Orhan Veli, Sabahattin Ali, Necip Fazıl) bir araya getiren gücünü anlatır. Hikâye, Ankara'da bir öğretmen olarak başlayan ve İstanbul’un edebiyat sofralarına uzanan bir yolculuğu takip ediyor. Yazar, Nahit Hanım’ın Orhan Veli ile yaşadığı o meşhur aşkı, aralarındaki mektuplar ve şiirlerle işliyor. Kitap sadece bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin sanat dünyasını ve o dönemin hayatını da anlatıyor. Nahit Hanım'ın sofraları, dönemin yazarları için "edebiyat akademisi" işlevinde, eserlerin ilk okumaları burada yapılıyor ve sert eleştiriler burda tartışılıyor. Yazar bu romanda bir kadının entelektüel duruşuyla nasıl koca bir nesle ilham verdiğini, onların eserlerine nasıl ruh kattığını ve kayıplar karşısındaki metanetini gözler önüne seriyor. Yani Sonuç olarak kitap, bir kadının zarafeti ve zekasıyla koca bir edebiyat dönemine nasıl damga vurduğunu etkileyici şekilde gösteriyor