"Bir kamyon var! Amcamın kamyonu! Binersin, gidersin! Afganistan'da elma götürüyor. Seni de götürür. Ama biraz pahalı! Çünkü kamyon, saray gibi!"
"Anlaştık" dedim.
Son kez şansını denedi:
"Kadın ister misin?"
Yine güldüm...
"Ben şu andan itibaren bir elmayım, Babar. Ne yapabilirim ki bir kadınla?"
"Tamam işte!... Sana bir kadın bulurum, o da ısırır seni!"
"Boş ver!" dedim. "Kimseyi cennetten kovdurmayalım şimdi!"
Asla hatırlamak istemediğim, ancak unutmak için çok anlatmaktan başka çaremin olmadığı o kadar çok şey yaptım ki... Üstelik bunları da başka şeyleri asla hatırlamamak için yaptım... Ama bugünü, dünü unutmak için yaşamak, hiçbir halta yaramadı. Aksine... Unutulması gerekip de unutulamayanlar, katlana katlana çoğaldı. Meğer önce yarın da unutmak gerekiyormuş... Her doğanın yeni bir güneş olduğuna inanacak kadar unutmak... Her güneşi ilk ve son kez gördüğüne emin olacak kadar unutmak. "Bugünkü biraz daha geniş sanki!" ya da "Dünkü güneş daha ovaldi, değil mi? " diyecek kadar unutmak... Her gün ilk kez yaşıyormuş gibi hissedecek kadar unutmak gerekiyormuş... Ve de bağırmak: "Hangi dinde deja vu yok, ben ona inanacağım! " Ve de susmak: Nerede diriliş yok, ben orada olacağım...