“Sen mi? dedim kendi kendime. “Mr. Rochester’ın gözdesi sen olacaksın ha? Sen onun hoşuna gideceksin? Sen onun için önemlisin ha? Defol! Sersemliğin beni tiksindiriyor! Onun ara sıra ettiği iltifatlar, gösterdiği yakınlıklar karşısında dört köşe oldun. Oysa, bunlar yüksek aileden gelme bir salon adamının yanında çalışan birine, bir toy gence karşı gösterdiği sıradan bir alçakgönüllülükten ibaretti. Hangi cesaretle kapıldın bu umuda? Zavallı ahmak sersem!
Karakterimde Miss Temple’dan kapmış olduğum ne varsa eriyip gitmişti. Daha doğrusu, yanındayken içime doldurduğum dingin havayı o alıp götürmüştü. Ben şimdi gene kendi doğal durumuma dönmüş, içimdeki eski ateşli duyguların kıpırdanışını hissetmeye başlamıştım. Dayandığım bir destek çekilivermiş gibi değil de, bana biçim veren bir amaç ortadan kalkmış gibiydi. Yitirdiğim şey huzur duyabilme yeteneği değildi. Bana huzur veren kaynak kurumuştu.