Bunların tümünde - besin, yer ve iklim ile dinlence türü seçiminde- en açık biçimde savunma içgüdüsü olarak ifade bulan bir kendini koruma içgüdüsü vardır. Birçok şeyi görmemek, duymamak, kendine yaklaştırmamak - insanın rastlantı değil zorunluluk olduğunun ilk kanıtı, ilk akıllıca davranışı. Bu özsavunma içgüdüsünün yaygın adı, beğenidir. Buyruğu, yalnızca “evet“ demenin “özverili” olacağı durumlarda “hayır” dememizi değil, aynı zamanda mümkün olduğunca az “hayır” dememizi de ister. Kendini tekrar tekrar “hayır” demenin gerekli olmayacağı şeyden ayırmak, koparmak demektir bu.
Düşman olabilmek, düşman olmak belki de güçlü bir insan doğasının koşuludur, ne olursa olsun güçlü doğa ile ilişkilidir. Bu doğa direnmeye ihtiyaç duyar, dolayısıyla da direnç arar: intikam duygusunun ve onu izleyen hıncın zayıflığın bir parçası olması gibi, saldırgan pathos da gücün bir parçasıdır.
Deneyimlerim bana sözüm ona “özverili” dürtüler, öğüt vererek yardım etmeye hazır bütün o “komşu sevgisi” konusunda genel olarak güvensizlik duyma hakkını veriyor. Ben bunu başlı başına bir zayıflık, uyarımlara karşı direnç gösterme becerisinden yoksunluğun münferit bir durumu olarak görüyorum… … Bu noktada kendinin efendisi olarak kalmak, görevinin yüceliğini sözüm ona özverili davranışlarda kendini belli eden daha bayağı ve daha dar görüşlü dürtülerden arı tutmak; işte bir Zerdüşt’ün vereceği sınav, belki de son sınav budur - gücünün asıl kanıtı..