Stefean Zweig’ın yıllar önce okuduğum satırları aklıma geldi. Uçakların icadı
Zweig’ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine
inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki.
Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa’yı
yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı. Entelektüel iyimserliğe karşı, politik
gerçek.
Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk âdet gördüğünde mi, 18
yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi?
Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla
büyümüş gibi hissetmez kendini. Son nefesini içi arzularla, heyecanlarla dolu bir
kız olarak verir.
“Anne” dedim. “Sen iyimserle kötümserin hikâyesini biliyor musun?”
“Hayır!” dedi.
“Kötümser, ‘İşler daha kötü olamaz’ diye feryat ederken, iyimser, ‘Olabilir,
daha kötü de olabilir’ dermiş. Şimdi söyle bakalım. Sen iyimser misin, kötümser
mi?”
Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden
gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti
olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan
olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise
töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek;
bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması
gerekir.
Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimdeanlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı
çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü
kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.