Freud da travmayı uyaran bariyerinin aşılması olarak tanımlar. Buradaki uyarım aşırılığı kişiye özel bir durumdur. Yani size göre travmatik olan bir durum bir başkası için normal olabilir. Bu da kişinin baș etme kapasitesine bağlıdır. Bu nedenle bir olayın travmatik olup olmadığına o kişinin öznel deneyimi karar verir. Yine de hiçbirimizin travmaya karşı dokunulmazlığı yoktur.
Literatüre baktığımızda, toplumda ağır travmalara maruz kalmış insanların toplam sayıları bilinmemekle birlikte yapılan çalışmalar, insanların üçte birinin yaşamları boyunca bir travmatik olaya maruz kaldığını ve %10-15'inde de travma sonrası stres bozukluğu belirtileri görüldüğünü sõylemektedir. Çünkü travma bizim, ailemizin, komşularımızın, arkadaşlarımızın kapısını bir anda çalabilir.
Günlük hayatta stresli, can sıkıcı yaşam olaylarından bahsederken travma kelimesine sıkça yer verilmeye başlandığına şahit olmuşsunuzdur, Travma kavramının hikayesi geçmişe dayanır. Bu kavramın Vietnam Savașı sonrasında doğduğunu ve 1980lerin ortalarında literatüre girdiğini biliyoruz. Literatüre baktığımız zaman travma kelimesi, 19. yüzyılın sonlarına doğru hayatımıza girmiş olsa da kökeninde yaralamak, delmek anlamına gelen Yunanca titrosko sözcüğü vardır. Bir diğer anlamı da dilimize Latinceden geçen trogo yani kemirmektir. Yara ve kemirmek birbirine oldukça yakın kelimeler.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımızda hikâyenin sonuna gelip gelmediğimizi bilmiyoruz. Oysa bu elbette büyük bir maceranın da başlangıcı olabilir.
Pema Chödrön