Veronika bir an piyano çalmayı bırakarak bahçede dolaşan Mari’ye baktı. Havanın soğukluğuna karşın üstünde ince bir ceket vardı. Ölmek mi istiyordu ne?
“Hayır, ölmek isteyen bendim.”
Mari, Eduard’ı bir kenara çekip kulağını bükmek istiyordu; çocuk onun düşüncelerine hep saygı duymuştu. Veronika’yı dünyaya geri çağırdığının, bunun da ölmek üzere olan birine yapılacak en büyük kötülük olduğunun bilincinde değildi besbelli.
“Düşünceler kafanıza üşüşmeyi sürdürecektir, ama onları bir kenara itmeye çalışın. İki seçeneğiniz var: Ya zihninizi denetleyeceksiniz ya da zihninizin sizi denetlemesine izin vereceksiniz. İkincisine alışkınsınız zaten, korkular, nevrozlar, güvensizlikler içinde savrulup gidiyorsunuz, çünkü hepimizin kendi kendini yok etme eğilimi var.
“Delilikle kontrol kaybım birbirine karıştırmayın. Unutmayın ki Sûfi geleneğinde üstat Nasruddin’e herkes deli der. Zaten bu yüzden, herkes onu deli sandığı için, o da her istediğini söylemekte, her istediğini yapmakta özgürdür. Orta çağlarda saray palyaçoları da aynı durumdaydı; vezirlerin kafalarını kaybetmek korkusuyla dile getiremedikleri pek çok konuda yorum yapabilirlerdi.