"İnsan nereye ait olduğunu ne zaman anlar ki?" Ses tonum fazla merak uyandırmıştı.
Cevapladı. "Gözünde büyüyen şeylerin artık bir değeri kalmadığında, korkuyla titreyen bedenin evrene hüküm sürebilecek raddeye geldiğinde."
"Kitaplarda veya filmlerde olduğu gibi, neden esas oğlanlar kızlara lakap takmak zorunda? Benim bir adım var, üstelik bu lakap çok saçma."
"Demek bu filmdeki esas oğlan benim," dediğinde mantığıma ters düşen soru karşısında duraksadım. Genelde düşünür öyle konuşurdum ama bu çocuğu tanıdığımdan beri , mantığım devre dışı kalmıştı.
"Burası Veda Caddesi," dedi dudaklarının ardında saklanan harfler birer birer dökülmeye başlarken. Yapabildiğim tek şey onun bana doğru yaklaşmasını izlemek oldu. "Çünkü burada her veda bir elvedayla başlar."
Gözlerim gözlerinden başka odak noktası ararken bunun mümkün olmadığını anladım. Hemen önümde durduğunda heyecandan hızlı nefes alıp verdiğim için dudaklarım kurumuştu. Sanki bir sürahi suyu içsem bile bu kuruluk hissi geçmeyecekti. Gözlerini gözlerimden çekip dudaklarıma indirdiğinde yavaşça fısıldadı. "Her geleni karşılamak âdetim değildir aslında ama nedense içimden bir ses bu sefer farklı davranmam gerektiğini söylüyor."
Başını biraz doğrultup gözlerini bakışlarıma değdirdi. Aralık olan dudakları yeni hayatımın başlangıç anahtarı mıydı? Üzerime biraz daha eğilip yanağını yanağıma sürttüğünde ılık nefesi üşümeme sebep oldu. Öylece hareketsiz dururken aldığı nefesi ikimiz paylaşıyor gibiydik. Benim nefesim bana yetmiyor, hep eksik kalıyordu çünkü.
Duraksadı ve dudaklarını usulca aralayıp ruhuma bir anahtar bıraktı: "Merhaba."
Kaybolmak, tozlu kitap rafları içinde kelime aramaktı. Öyle bir satıra hapsolmuştum ki, mürekkep dahi akmıyordu. Sözcükler arasında sıkışıp kalmış ruhum özgürlüğü bekleyen bir martı gibiydi. Gökyüzüne hâkim, denize yakın. Oysa benim hayallerim gökyüzüne erişemeyecek kadar imkânsız, denizde boğulup dağılacak kadar mümkün ve zayıftı. Canım yanmıyordu, hayallerim acıyordu.