Genelde şairlerin seçme şiirleri ayrı kitaplar altında çıkar ve seçme şiirlerinde okuduğumuz şiirler hayranlık bıraktıracak derecede olur. Şairin bütün şiirlerini okuduğumuzda ise büyük bir hayal kırıklığına uğrar ve bazı şiirlerin seçilip neden seçme şiirler başlığı altında toplatıldığını çok iyi anlarız.
Örneğin Orhan Veli.
Sakın Şaşırma ismiyle yayınlanan seçme şiirlerinin hepsi de muhteşemdi. Fakat
Bütün Şiirleri'ni okuduğumda hayal kırıklığına uğradım. Seçme şiirlerinde okuyup beğendiklerim dışında hiçbir şiirini beğenemedim.
Örneğin Cemal Süreya. Çok severdim sözlerini ve bazı şiirlerini. Ancak tümünü okuduğumda büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Keza Turgut Uyar da öyle.
Göğe Bakma Durağı adı altında toplanan bütün şiirleri içinde abartısız söylüyorum, beğendiğim tek şiiri yalnızca Göğe Bakma Durağı olmuştu. Okuduğuma, zaman harcadığıma pişman olmuştum.
Ama
Otuz Beş Yaş beklentilerimin çok çok üstündeydi ve bahsettiğim döngüyü nihayet kırabildi. En başında
Cahit Sıtkı Tarancı'nın bir konuşması var. Okurken büyük bir keyif aldım ve her konuda ona ne kadar benzediğimi, tüm görüşlerine ne kadar da güzelce katılabildiğimi fark ettim.
Sonra okumaya başladım ve abartısız, her sayfayı paylaşmak istedim. Bütün şiirleri içinde de gerçekten bütün şiirleri muazzamdı. O kadar çok alıntı paylaştım ki, daha fazlasını paylaşamamak için kendimi zor tuttum. Hep elimin altında olacak bir kitap bu. Ne zaman rastgele bir sayfa açsam açtığım sayfanın boş olmadığı bir kitap bu. Tek kelimeyle bayıldım. Şiir severlerin muhakkak okuması gereken bir eser. :)
Fantastik kitaplara, fantastik evrenlere âşık biriyim ve bu kitaba gerçekten bayıldım. Bugüne dek Türk bir yazardan okuyabildiğim fantastik sayısı epey kısıtlı. Bu alanda güzel işler yapabildiğimize inanıyorum zira öncelikle
Kül ve Ateş serisi en bayılarak okuduğum kitaplardan olmuştu. Hâlâ da fantastikte gözümde birinci sıradadırlar. Eğer okumadıysanız öncelikle "Armoni Elementleri"ni muhakkak okumanızı tavsiye ederim. :) Bunun yanında
Karanlığın Şehri - 1 serisi de yine güzel bulduğum fantastiklerden biri olmayı başarmıştı.
Şimdi bir yenisi daha eklendi:
D. N. Archeron 'un dilini sevdim, karakterleri ve dostluklarını çok sevdim. Özellikle böyle saf ve güzel dostlukları artık ne dizilerde ne filmlerde ne kitaplarda göremez olmuştuk. Marlo, Nos, Zeina, Eira hepsi birbirinden güzel yazılmış karakterlerdi.
Kitabın sonunda Morana'nın hikâyesine bayıldım ve anlatılan 2 hikâyenin de aslında nerelerle bağlantılı olduğunu az çok tahmin edebiliyorum. :) Merak içindeyim.
Gümüş Yürek 2 şu an elimde. Hemen onu okumaya geçeceğim. Bakalım, neler olacak? Nos ölmemiştir diye umuyorum, hatta bundan son derece eminim ama bakalım nasıl karşımıza çıkacak. Onu özledim. :(
Sait Faik Abasıyanık gerçekten sade dili ve muazzam gözlem yeteneğiyle okurken zevk veren bir yazar. Gözlemlerini çok iyi bir şekilde tasvir ediyor ve bu tasvir yeteneği zihnimizde her anın eksiksiz canlanmasını sağlıyor.
Fakat kitap içinde bulunan kısa hikâyeler bana hep eksik hissettirdi. Bunu bir tek ben mi hissettim bilmiyorum ama tam hikâyeye odaklanmış, bir şeyler olmasını beklerken hikâye bitti. Birinde, ikisinde değil; hepsinde böyle oldu.
Yani hikâyeleri her ne kadar akıcı olsa da bana göre pek anlaşılabilir değildi. Hikâyeler gerçekten kısa ama anlayabilmek için oldukça uzun bir vakit harcamanız gerekiyor. Gerçi, ne kadar uzunca düşünsem bile ben yine de anlayamadım ama neyse :)
Bütün Şiirleri açıkçası biraz hayal kırıklığıydı. Daha önce kendisinin seçme şiirlerinin yapıldığı
Sakın Şaşırma adlı kitabı okumuş ve gerçekten içindeki şiirleri çok beğendiğimden ötürü 9 puan vermiştim. Fakat bu kitapta toplanan tüm şiirleri içinde beğenebildiğim şiirleri,
Sakın Şaşırma 'da görüp beğendiğim şiirleriydi sadece. Ötesini beğenemedim ve yazarların seçme şiirlerini bambaşka bir kitap olarak neden yayınladıklarını çok daha iyi anlamış oldum. :)
Salih Bora'nın kitabın başında yazmış olduğu "Sunuş" kısmı çok güzeldi. Bu kısmı okuduktan sonra eseri seveceğimi anlamıştım ve yanılmadım. İçindeki hikâyeler gerçekten çok güzeldi ve