Hey, Eğer bu kitabı okumadıysan hemen bu iletiyi geçmelisin aksi takdirde yediğin spoilerlardan müessesemiz sorumlu değildir!
Kitap için yazar dahil herkes, 4 bölümden oluşuyor dese de ben kitabı Ömer Hayyam bölümü ve Benjamin Omar bölümü olarak ikiye ayırıyorum.
İlk bölüm 1000li yıllarda Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah üçgeninde geçiyor.Bu üçlünün sürekli kesişen - Ki biraz araştırma yaptığımda gerçek hayatta bu üçlünün aynı dönemde bile yaşamadığını öğrendim.- dostluk ve düşmanlıkla dolu hikayesini okurken aynı zamanda Nizamülmülkün ölümle sonuçlanacak koltuk sevdasına, Hasan Sabbah'ın kendisini alamut kalesine götüren hırslarına, Ömer hayyamın bilgeliğine ve tabii ki semerkandın yazılışına tanık oluyoruz. Doğunun o mistik, bilge, Hollywood filmlerinde sepya efekti verilerek oluşturulan masalsı havasını sonuna kadar ciğerlerimize dolduruyoruz.
Büyülenmiş şekilde okumaya devam ederken birden yakın tarihe geçiyoruz ve kitaba, annesiyle babası Ömer Hayyam sayesinde tanıştığı için ismi Benjamin Omar olan bir Amerikalı giriyor ve maalesef ki kitabın yukarıda bahsettiğim ikinci bölümü de burada başlıyor. Benjamin Omar, Semerkant yazmasını bulmak için İran'a gidiyor İranda darbe oluyor, Benjamin ve İran prensesi şirin evleniyor, işin içine ajanlar giriyor, kendimizi bir anda garip bir çatışmanın içinde buluyoruz Birinci kısımda ciğerlerimize doldurduğumuz o mistik ve masalsı hava yerini öksürten siyasi ve kaotik bir havaya bırakıyor sepya efekti silinip yerine beni rahatsız eden canlı renkler geliyor. En sonunda ise titanikle beraber semerkant yazması da batıyor, İran prensesi Şirin ortadan kayboluyor ve kitap bitiyor. Kitabın son sayfasını da okuyunca "Bu neydi şimdi?" diye düşünmekten kendimi alamadım. Belki iki bölüm arasında çok derin bağlantılar ve