“Sorunların değil,
Sonuçların hedefindeki kişi olmak istiyorum. Zihnime kilitledikleri tek şey zorbalıktan ibaret bir oyun.
Ufak bir tebessüm, İklim. Bu mu sorun?
Sorun.
Bu sorun.
Çünkü gerçek bir gülümsemenin nasıl hissettirdiğini hatırlayamıyorum.
Çabalıyorum, arzuluyorum.
Fakat hiç bir yere ait hissedemiyorum.”
“Biliyorum ama öbür türlü işin macerası nerde kalırdı? Her gün aynı dikkatli ve monoton hayatı sürmenin nesi güzel olurdu?” Attie gülümsediğinde yanaklarında gamzeleri belirdi. Sonraki sözler, ikinci bir kalp atışı misali Iris’in göğsünde yankılandı. Bunlar, bundan böyle onları arkadaş olarak birbirlerine bağlayacak sözlerdi. “Yetmiş dört yaşında uyandığımda hayatımı hiç yaşamadığımı fark etmek istemiyorum.”
“Bence hepimiz zırh giyiyoruz. Bence giymeyenler aptallık ediyor, dünyanın keskin kenarları tarafından tekrar tekrar yaralanmanın acısını yaşama riskine giriyorlar. Ama bu aptallardan öğrendiğim bir şey varsa o da savunmasızlığın çoğumuzun korktuğu bir güç olduğu. Zırhını çıkarmak, insanların seni olduğun gibi görmesine izin vermek cesaret ister.”