Bir keresinde okulda İngilizce dersinde bir kızın İngilizce bir cümleyi okuması gerekti: “I am sick.” Kız, “I am si,” dedi.
Kadın öğretmen , “I am sick, de,” dedi.
Kız, “I am sak,” dedi.
Öğretmen, “Sick de, yoksa sana not olarak sıfır veririm,” dedi.
Kız sik demedi, öğretmen ona koca bir sıfır verdi ve ona, “Ne utanıyorsun ki, babalarınızda ve erkek kardeşlerinizde kilolarca sik var,” dedi. Bunu anneme anlattım, kendisinin İngilizce öğretmeninden sıfır almayacağını söyledi.
İngilizce öğretmeninden sıfır alan kız bana, babasının, “Öyle İngilizce öğretmeninin sülalesini toptan sikerim,” dediğini söyledi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
…ve bu yazıyı bir danışanımın 80 küsür yaşındaki babasına sorduğu soru ve babasının ona verdiği yanıtla bitirelim. Soru şu:
“Baba, anlam mı, umut mu?”
Babasının hiç tereddüt etmeden verdiği yanıt şöyle:
“Anlam! Umut bir hayal, anlamsa inşa ettiğin gerçektir.”
… Ve tiksinti çok güçlü bir duygudur. Önyargıların ortaya çıkmasına ve güçlenmesine neden olur.
İngiliz yazar George Orwell bu fenomeni 1937’de fark etmiş , şöyle bir soru sormuştu:
“ İngiliz orta sınıfı işçi sınıfıyla neden dayanışma göstermiyor?”
Bu soruyu da söyle yanıtlamıştı:
“Alt tabaka kokuyor.”
Eğitim farkları aşılabilir ama bedensel iticilik asla!