20. yüzyıl başlarında etkin olan doğa-mitos okulu, tüm mitosların doğal süreçlerin alegorileri olduğunu öne sürerken, Malinowski, mitosun neden-açıklayıcı değil, toplumsal inanç ya da gerçeklerin doğrulanması olduğunu söylemekteydi. James Frazer'e dayanan Jane Harrison'a göre, tüm mitoslar ayinlerin yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktaydı. Birçok antropologu etkileyen Sigmund Freud mitosların, tıpkı düşler gibi, bilinçdışı korku ve arzuları yansıttığını öne sürerken, Emile Durkheim ve izleyicisi Radcliffe Brown onların toplumsal düzen mekanizmaları olduğunu savunmaktaydı. Carl Gustave Jung ise mitosların kolektif bilinçdışının ifadeleri olup, arketipsel düşünce ve simge örüntüleriyle belirlendiğini söylemekteydi.