Dünyanın cesur ulusları yoktu, cesur insanları vardı.
Onlar aşkın ve hayatın havarileri; büyük serüvencilerdi.
Onlar bu ihtiyar cadının maskesini parçalamak ve yeryüzü denilen cenneti bize sunmak istediler. Bütün ömürleri
bu kavgayla geçti. Ne adları vardı onların
ne ulusları ,ne dinleri ve ne de anıtları,
Ama biz onlar için ölüm fermanları hazırlayıp görkemli mangalar kurduk. Savaşlar açtık peş peşe. Kentleri ele geçirip vahşi bir hayvan gibi avladık onları. Nerede görülseler kurşuna dizdik ve süslü kemerler yaptık onların kafa derilerinden. Biz cellattık ve tarih suratımıza tükürürken
bir kez bile bağışlanmayı istemedi onlar...
Derler ki son büyük serüvenci yaralıdır hala...
Soluk soluğa yaşamalı insan
Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
Ve cehenneme dönse de bütün bir ömür
Mutlaka bir şeyler değişmeli her gün
Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
Ölüme ve aşka durmadan kement atan
Serüvenlerle geçsin yaşamak
Sabahattin Eyüboğlu'nun da dediği gibi, "Bize lazım olan tarihi bilgiden ziyade tarihi zihniyet yahut tarih şuurudur. Bu tarih şuuru bizi hayali milliyetçilikten kurtararak hakiki milliyetçiliğe bağlayacaktır.