Aliya İzzetbegoviç, savaşın en yoğun zamanında askerlerine şöyle hitap ediyordu:
"Görüyorsunuz, Allah karşımıza acı veren bir imtihan çıkarmıştır. Boğazlandık, kadın ve çocuklarımız öldürüldü, camilerimiz yıkıldı. Ama biz kadın ve çocukları öldürmeyeceğiz, kiliseleri yakmayacağız. Bunu yapmayacağız, çünkü bu bizim yolumuz değil. Biz muzaffer olacağız, çünkü biz başkalarının dinine, milliyetine ve farklı kanaatlere saygı gösteriyoruz ve çünkü bu zor durumumuzda bile temiz insanlar olmaya çabalıyoruz. Ve başkalarının ibadethanelerini yıkmak bize her halükârda yasaklanmıştır."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu yazıyı bilge romancı Soljenitsin'den bir alıntıyla bitiriyoruz:
"Eğer arzularımızla taleplerimizi kesin biçimde sınırlamayı, çıkarlarımızı ahlaki ölçütlere tabi kılmayı öğrenmezsek, insan doğasının en kötü yanları dişlerini gösterirken, bizler, yani insanlık, paramparça olup gideceğiz. Çeşitli düşünürler birçok kez dikkat çekmiştir buna. Ben de burada, yirminci yüzyıl Rus filozofu Nikolay Loski'nin sözlerinden alıntı yapıyorum: 'Bir kişilik, benlikten daha yüksek değerlere yönelmemişse, kaçınılmaz olarak yozlaşma ve çürüme baş gösterir.'
Bireysel özerkliği teşvik eden dünya, insanın insandan yabancılaşmasını tırmandırmaktadır. "Sadece kendin ol!" düsturu, benliğin aydınlanmasının bir kültürel mecburiyeti olarak sunulmaktadır.