Horu

Horu
@GhostPeronaa
ISTP 𐱅𐰇𐰼𐰰 ﹏𓊝﹏𓂁﹏﹏𓊝﹏𓂁﹏ open.spotify.com/playlist/2Eg2dN...
Şirin Hayaletlerin Kraliçesi
Thriller Barc
4 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
Ataerkillik Savaşla mı Yayıldı?
Toplumsal cinsiyet rolleri hakkında yapılan tartışmalar genelde gelenekler ve dinler üzerinden dönse de sonradan bu tartışmaya evrim de dahil edildi. Kimilerine göre insanların doğasından kaynaklanan geleneksel cinsiyet rolleri, atalarımızın hayatta kalıp üremesini sağlamıştı. Yani bu görüşe göre şu anki medeniyetimizi ataerkil sisteme borçluyduk. Lakin sonradan yapılan bazı keşifler ve ortaya atılan hipotezler ilginç bir tartışma başlattı. Ben de size bundan bahsedeceğim. Öncelikle hiç bilmeyenler için ucundan evrimin mantığından bahsetmeliyim. En basit tanımıyla canlı popülasyonlarının nesilden nesle geçirdiği değişimler olan evrim, genel olarak şu kriterlere bağlıdır: 1- Bir genin içinde bulunduğu canlının üreme çağına gelene kadar hayatta kalmasını sağlaması 2- Bu genin mevcut canlının üreyecek eş bulabilmesini sağlaması 3- Bunları yaparken bu canlının yavrularının da bunları yapabilmesini sağlaması Örnek vermek gerekirse bir antilobun kas ve iskelet yapısı onun hızlı koşmasına elverişli olursa üreme çağına kadar hayatta kalabilir, yoksa yırtıcılar tarafından mideye indirilir. Aynı antilobun boynuzları güçlü olursa üreme çağı geldiğinde diğer erkek antiloplarla dişiler için girdiği mücadeleleri kazanıp daha rahat ürer. Burada bazıları "doğa güçsüze acımaz, güçlü olan hayatta kalır" dese de bu kocaman bir palavradır. Çünkü bir antilobun boynuzları fazla büyük ve güçlü olursa da ağırlık yapar ve hızlı koşmasını engeller. Yani güçlü ve saldırgan olan değil dengeli olan avantajlıdır. Antilop boynunun ideal uzunluğu erkek ve dişi oranı, bölgedeki aslan miktarı, üzerine koşulacak arazi gibi birçok faktöre bağlıdır. Haliyle çevresel şartlar değiştikçe antilopların ortalama boynuz uzunluğu da değişir. Evrimin mantığını yeterince basitleştirip anlatabildiysem şimdi
Bilim
Horu isimli okura yanıt verildi
Horu
Yiğit Baran Rica ederim:) açıkçası şöyle bakarsak bir düşünceyi görüp algılayıp tarihten bugüne gelişini açıklamaya çalışmanız ve merak etmeniz gayet takdire şayan bir durum sizin düşüncenizi kendi fikirlerimle yanıtlamak istedim çünkü anlatış biçiminiz açık ve sürükleyici. İletinizi tekrar değerlendirmenizde ayrıca mutlu etti, ben teşekkür ederim:)
Reklam
Ataerkillik Savaşla mı Yayıldı?
Toplumsal cinsiyet rolleri hakkında yapılan tartışmalar genelde gelenekler ve dinler üzerinden dönse de sonradan bu tartışmaya evrim de dahil edildi. Kimilerine göre insanların doğasından kaynaklanan geleneksel cinsiyet rolleri, atalarımızın hayatta kalıp üremesini sağlamıştı. Yani bu görüşe göre şu anki medeniyetimizi ataerkil sisteme borçluyduk. Lakin sonradan yapılan bazı keşifler ve ortaya atılan hipotezler ilginç bir tartışma başlattı. Ben de size bundan bahsedeceğim. Öncelikle hiç bilmeyenler için ucundan evrimin mantığından bahsetmeliyim. En basit tanımıyla canlı popülasyonlarının nesilden nesle geçirdiği değişimler olan evrim, genel olarak şu kriterlere bağlıdır: 1- Bir genin içinde bulunduğu canlının üreme çağına gelene kadar hayatta kalmasını sağlaması 2- Bu genin mevcut canlının üreyecek eş bulabilmesini sağlaması 3- Bunları yaparken bu canlının yavrularının da bunları yapabilmesini sağlaması Örnek vermek gerekirse bir antilobun kas ve iskelet yapısı onun hızlı koşmasına elverişli olursa üreme çağına kadar hayatta kalabilir, yoksa yırtıcılar tarafından mideye indirilir. Aynı antilobun boynuzları güçlü olursa üreme çağı geldiğinde diğer erkek antiloplarla dişiler için girdiği mücadeleleri kazanıp daha rahat ürer. Burada bazıları "doğa güçsüze acımaz, güçlü olan hayatta kalır" dese de bu kocaman bir palavradır. Çünkü bir antilobun boynuzları fazla büyük ve güçlü olursa da ağırlık yapar ve hızlı koşmasını engeller. Yani güçlü ve saldırgan olan değil dengeli olan avantajlıdır. Antilop boynunun ideal uzunluğu erkek ve dişi oranı, bölgedeki aslan miktarı, üzerine koşulacak arazi gibi birçok faktöre bağlıdır. Haliyle çevresel şartlar değiştikçe antilopların ortalama boynuz uzunluğu da değişir. Evrimin mantığını yeterince basitleştirip anlatabildiysem şimdi
Bilim
Horu
Ataerkillik, Savaş ve Vicdan Arasındaki Bağ Bu tartışmada öne sürülen iki ihtimal bana göre eksiktir. Ayrıca bu ihtimallerin doğru olup olmadığını yalnızca bilimsel veriler ya da tarihsel olaylar üzerinden rasyonalist bir bakış açısıyla asla bilemeyiz. Çünkü burada yalnızca aklın değil, vicdanın da önemli bir yeri vardır. Asıl cevap vicdanımızda saklıdır. Tarih boyunca hükümdarların ve savaşların merkezinde erkeklerin daha güçlü bir pozisyonda yer aldığını gördük. Bu noktada şu sorular akla gelir: Savaş egosu erkeklerde mi vardı? Erkekler sürekli güç kanıtlama savaşlarına mı girdiler, yoksa kadınları elde etmek için mi savaştılar? Eğer dinlerden uzak, tamamen dünyevi bir cevap ararsak gönül sesimizi yani vicdanımızı duyamayız. İnsan ilişkilerinde kadınların çok duygusal olduğunu savunan ataerkil vicdan, bir noktada yönetimi kadınlara mı teslim etti? Biyologların, antropologların veya tarihçilerin bu konuda kesin konuşamamasının nedeni de budur. Vicdan yazılı bir sembole sığmaz, ölçülüp biçilemez. Bu yüzden yalnızca bilimsel argümanlarla açıklamak eksik kalır. Eğer savaşların ataerkil düzende daha avantajlı olduğu doğru olsaydı, tarihte bunun tek yönlü bir şekilde görülmesi gerekirdi. Oysa örnekler bunun aksini gösteriyor. Örneğin İskitler’de hükümdar öldüğünde yerine bir erkek geçmek yerine, eski hükümdarın eşi olan Tomris Hatun tahta çıkmıştır. Ayrıca İskitlerde kadınlar da güçlerini kanıtlamak zorundaydı: üç kelle almamış bir kadın evlenemezdi. Yani üreme dönemine kadar kadınlar da güçlerini savaşarak göstermek durumundaydı. Bu, toplumun yalnızca erkeklerin üstünlüğüne dayalı ataerkil olmadığını; kadınların da gücünü ve rolünü öne çıkardığını kanıtlar. Tomris Hatun’un, Pers hükümdarı Kyros’a karşı eşinin ve oğlunun intikamını almak için savaşa girdiği ve bu savaşı kazandığı da bilinmektedir. Bu örnek, ataerkil düzenin savaşlarda her zaman üstünlük sağladığı iddiasını çürüten güçlü bir kanıttır. Dolayısıyla “tarihe baktığımızda çoğu toplumun farklı seviyelerde ataerkil olduğunu, ataerkil olmayanların ise dağlarda yaşayan küçük topluluklar olduğunu görüyoruz” şeklindeki iddia eksiktir. Çünkü dünya tarihinde ataerkil olmayan, kadınların da önemli roller üstlendiği toplumlar vardır. Bu yüzden “küçük dağ toplulukları” söylemi tarih bilgisinden yoksun bir genelleme olarak kalır. Sonuç olarak, ataerkillik tartışmasında yalnızca bilimsel ya da tarihsel verilere dayanarak kesin yargılara varmak mümkün değildir. Çünkü insan doğası, güç ve savaş ilişkisi yalnızca akılla değil, vicdanla da okunmalıdır. Ve vicdanın gösterdiği örnekler, tarihte kadınların da erkekler kadar güçlü roller oynadığını ortaya koymaktadır.