Ataerkillik, Savaş ve Vicdan Arasındaki Bağ
Bu tartışmada öne sürülen iki ihtimal bana göre eksiktir. Ayrıca bu ihtimallerin doğru olup olmadığını yalnızca bilimsel veriler ya da tarihsel olaylar üzerinden rasyonalist bir bakış açısıyla asla bilemeyiz. Çünkü burada yalnızca aklın değil, vicdanın da önemli bir yeri vardır. Asıl cevap vicdanımızda saklıdır.
Tarih boyunca hükümdarların ve savaşların merkezinde erkeklerin daha güçlü bir pozisyonda yer aldığını gördük. Bu noktada şu sorular akla gelir: Savaş egosu erkeklerde mi vardı? Erkekler sürekli güç kanıtlama savaşlarına mı girdiler, yoksa kadınları elde etmek için mi savaştılar? Eğer dinlerden uzak, tamamen dünyevi bir cevap ararsak gönül sesimizi yani vicdanımızı duyamayız. İnsan ilişkilerinde kadınların çok duygusal olduğunu savunan ataerkil vicdan, bir noktada yönetimi kadınlara mı teslim etti?
Biyologların, antropologların veya tarihçilerin bu konuda kesin konuşamamasının nedeni de budur. Vicdan yazılı bir sembole sığmaz, ölçülüp biçilemez. Bu yüzden yalnızca bilimsel argümanlarla açıklamak eksik kalır.
Eğer savaşların ataerkil düzende daha avantajlı olduğu doğru olsaydı, tarihte bunun tek yönlü bir şekilde görülmesi gerekirdi. Oysa örnekler bunun aksini gösteriyor. Örneğin İskitler’de hükümdar öldüğünde yerine bir erkek geçmek yerine, eski hükümdarın eşi olan Tomris Hatun tahta çıkmıştır. Ayrıca İskitlerde kadınlar da güçlerini kanıtlamak zorundaydı: üç kelle almamış bir kadın evlenemezdi. Yani üreme dönemine kadar kadınlar da güçlerini savaşarak göstermek durumundaydı. Bu, toplumun yalnızca erkeklerin üstünlüğüne dayalı ataerkil olmadığını; kadınların da gücünü ve rolünü öne çıkardığını kanıtlar.
Tomris Hatun’un, Pers hükümdarı Kyros’a karşı eşinin ve oğlunun intikamını almak için savaşa girdiği ve bu savaşı kazandığı da bilinmektedir. Bu örnek, ataerkil düzenin savaşlarda her zaman üstünlük sağladığı iddiasını çürüten güçlü bir kanıttır.
Dolayısıyla “tarihe baktığımızda çoğu toplumun farklı seviyelerde ataerkil olduğunu, ataerkil olmayanların ise dağlarda yaşayan küçük topluluklar olduğunu görüyoruz” şeklindeki iddia eksiktir. Çünkü dünya tarihinde ataerkil olmayan, kadınların da önemli roller üstlendiği toplumlar vardır. Bu yüzden “küçük dağ toplulukları” söylemi tarih bilgisinden yoksun bir genelleme olarak kalır.
Sonuç olarak, ataerkillik tartışmasında yalnızca bilimsel ya da tarihsel verilere dayanarak kesin yargılara varmak mümkün değildir. Çünkü insan doğası, güç ve savaş ilişkisi yalnızca akılla değil, vicdanla da okunmalıdır. Ve vicdanın gösterdiği örnekler, tarihte kadınların da erkekler kadar güçlü roller oynadığını ortaya koymaktadır.