Soner Yağışan Herkese merhaba! ( böyle mi giriş yapılıyordu ?) Meslektaşlarım iyi bilirler, öğrencilerimiz ne yazık ki, ister yerli ister yabancı olsun; bizim “klasik” tabir ettiğimiz eserleri okumayı sevmiyorlar. Hep bir güncel edebiyat peşindeler, anlıyorum ama bana da artık “sıcak çorba, soğuk latte” adında ya da vampir filmlerinden bozma saçma aşk temalı kitapları okumalarından fenalık geldi Ben de “güncel” ama “kaliteli” eserlerin peşine düşmeye karar verdim. Aldığım kararları uygulama sürem beş dakika falan olduğu için, hemen konuya giriyorum
İlk kitabımız sevgili Soner hocamızın “Işıklar Söndükten Sonra” adlı kitabı. Soner hocam hem meslektaşım hem zümrem olarak alanımızdaki bu açığı çok iyi kapatmış. Kitap genel olarak “Büyülü Gerçeklik” akımıyla yazılan hikayelerden oluşuyor ancak aralarda yazarın hayatından izler taşıyan anı- denemeler de görmek mümkün. Yalın, duru üslubuyla bir oturuşta kaç hikaye okuduğunuzu anlamadan kitabın ortalarına geliyorsununuz. Böylesine sade bir dile rağmen hikayeler, kahramanlar ve mekan tasvirleri insanı içine çekiyor; başka hayatlara davet ediyor. Zaten kahramanlar öyle bizden, öyle içimizden ki kendinizi, dedenizi, teyzenizi, kardeşinizi bulmuş gibi hissettiriyor. Karşılaştığımız kahramanlar bir “döngü” nün içinde kendi küçük rolleri olan insanlar. Ölüm ve yaşam, çocukluk ve yaşlılık, yaz ve kış, gece ve gündüz… Tüm bu döngülerle yüzleşmiş, kabullenmiş; o yüzden tam anlamıyla mutsuz diyemeyeceğimiz ama mutlu da sayamayacağımız insanlar. Daha doğrusunu söylemek gerekirse kahramanların psikolojik tahlili sizin kendi “döngü” nüzü nasıl gördüğünüzle bağlantılı. Kitaptaki hikayeler ortak bir tema etrafında döndüğü için aslında farklı farklı hikayeler okuyormuş hissine de kapılmıyorsunuz. Bir karakteri birden çok hikayede görmek